İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik başlattığı saldırıların siyasi ve jeopolitik hedefleri ısrarla dünya kamuoyundan gizleniyor. ABD tarafı, "Amacımız rejim değişikliği değil rejimin tavrını değiştirmek" kamuflajına sarılıyor. İsrail ise hedefini açık açık 'rejimin değişmesi, bu olmazsa da çökmesi' şeklinde tanımlıyor.
Oysa İsrail'in asıl niyeti rejimin çöküşünden daha ileri noktalara uzanıyor. Unutmayalım ki rejimi yıktıktan sonra İran'ı dini ve etnik temelli fay hatlarına göre parçalama stratejisi izleyecek olan İsrail, bu yolla siyonist projenin diğer aşamalarına geçmeyi planlıyor.
ABD'nin İran savaşı ise daha çok emperyal hedeflere endeksli. Ülkenin kaynaklarını ve jeopolitik imkânlarını kullanmaya odaklanan bir saldırı ve istila konsepti ile hareket ediyor Amerika.
Haliyle ABD'nin izlediği strateji, sömürgeci taleplerini kabul edecek şekilde rejimi dönüştürmeye dayanıyor. Hedefleri ayrışsa da İsrail ve ABD, iş bölümüne ve eşgüdüme dayalı bir saldırı konseptiyle hareket ediyor. Bu bağlamda İsrail daha çok rejimi çökertecek siyasi suikastlara, askeri ve ekonomik yapılara yoğunlaşıyor. ABD ise İran'ın nükleer gücünü sıfırlayıp zengin petrol yataklarına ev sahipliği yapan Huzistan eyaletini ele geçirip Hürmüz Boğazı'nı da kontrol etmeyi ve Umman Denizi'ndeki Çahabahar limanına kadar uzanan güneydeki bölgelerde üstünlük sağlamayı planlıyor. ABD'nin payına düşen alanın uzunluğu 1800 kilometreyi buluyor. İsrail'in özel ilgi alanına giren yerler ise daha çok 511 kilometrelik Türkiye-İran sınır hattı ile 1609 kilometrelik Irak-İran sınır hattındaki bölgeler.
***
İki ülke zaman zaman Tahran başta olmak üzere Şiraz, İsfahan, Yezd ve Meşhed gibi İran'ın orta, kuzey ve doğu bölgelerindeki hedefleri de vuruyor. Buralarda daha çok füze kompleksleri, fırlatma bataryaları, kritik askeri endüstriyel tesisler ve sivil altyapı hedef alınıyor.
ABD ve İsrail'in saldırılarındaki stratejide üç unsur öne çıkıyor. İkisi de kendi hedef bölgelerindeki sivil altyapıya fazla zarar vermiyor. İsrail, Kürtlerin yoğun yaşadığı Irak sınırındaki bölgelerde ve İran Türklerinin yaşadığı kuzey bölgelerinde sivil altyapıdan ziyade Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) saldırı kabiliyetini ve direniş kapasitesini hedef alıyor. Siyasi ve istihbari komuta merkezlerini vuruyor.
İsrail bu bağlamda özellikle İlam, Kirmanşah, Loristan, Kohguliyeh ve Buyer Ahmed, Çaharmahal ve Bahtiyari, Merkezi, Hamadan, Kordistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerindeki askeri karargâhları bombalıyor. Rejimin varlığını yok ederek özellikle Kirmanşah, Senendej, Urmiye, Mahabad ve Bukan hattındaki Kürt gruplar üzerinden iç savaş ve kaosa endeksli bir toplumsal mobilizasyon planlıyor. Stratejik bombardımanlarla askeri temizlik yapıyor. Etnik ve mezhebi kalkışma önündeki engelleri yok ediyor.
Oysa aynı İsrail, İran'ın diğer bölgelerinde ayırım gözetmeden askeri merkezler yanında her tür sivil hedefe de saldırıyor.
***
İlaç, çelik, gıda fabrikaları ile üniversiteleri vuran İsrail uçaklarının yeni hedefi rafineriler, Demavand elektrik santraliyle bazı kritik limanlar. Fakat ABD'den daha izin alabilmiş değil. Çünkü İsrail ve ABD'nin sadece stratejik hedefleri değil sergiledikleri güç projeksiyonu ve risk profilleri de birbirinden farklılaşıyor.
ABD, Huzistan ve Çabahar arasında Hürmüz Boğazı'nı da kapsayan Körfez kıyılarını istiyor. Anglosaksonlar önce Hindistan'ı kontrol için daha sonra da 1908'de petrol bulduktan sonra zengin enerji yatakları için ellerine geçirdikleri bu yerleri avuçlarının içi gibi biliyor.
ABD'nin 1800 kilometrelik ilgi alanında Huzistan ve Kohguliyeh Buyer Ahmet bölgesindeki devasa petrol yatakları da var. İmam Humeyni, Şehit Recai, Bender Abbas, Çabahar, Cask ve Buşehr gibi İran ticaretinin can damarı konumundaki limanlar da var. Dünyanın en zengin doğalgaz rezervlerine sahip Güney Pars bölgesi de var. Petrol ihracatının yüzde 90'ının yapıldığı Hark adasındaki rafineri ile Ebu Musa, Keşm ve Larak gibi Hürmüz Boğazı üzerinde doğal hâkimiyet sağlayan kritik adalar da var.
ABD bu şeridi ele geçirmek için kara harekâtı hazırlıklarında son aşamaya gelmiş görünüyor. Bu nedenle petrol zengini Huzistan ile bu petrolün nakledildiği Hark adası arasındaki bölge ile Hürmüz Boğazı kıyılarını oluşturan Cask ve Bender Abbas arasındaki alana şimdiden nokta operasyonları ile sızmaya başladılar bile. Düşen uçak ve helikopterler ile bir pilotu arama gerekçesiyle bölgeye sevk edilen özel kuvvetler, aslında kara harekâtının başladığını gösteriyor. Zora düşen ABD Başkanı Donald Trump yeniden tehdit diline sarılırken dünyanın gözü ise İran'ın yine ezberleri bozacak bir karşılık verip vermeyeceğinde...