ABD'nin İran cephesinde Tahran'daki rejimden çok Çin'le mücadele ettiğini unutmamak lazım. Zaten kendileri de bunu defaatle dile getirmekten çekinmiyor. Hâliyle dünyanın Hürmüz krizine odaklandığı bir dönemde gözler perde gerisinde hayata geçirilen diğer büyük planlar üzerinde. Bu kapsamda İran'a yönelik hamlenin temelinde Çin'i Hazar havzası, Orta, Batı ve Güneydoğu Asya ile Hint Okyanusu'ndan kuşatma stratejisi yer alıyor.
6 Aralık 2025'te yayımlanan ABD'nin Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde de (NSS), 24 Ocak 2026'da yayımlanan ve Pentagon'un asıl beyni olarak nitelenen Elbridge Colby imzalı ABD'nin Yeni Ulusal Savunma Stratejisi'nde de (NDS), asıl hedefin Çin'i her açıdan kuşatmak ve frenlemek olduğu açıkça belirtiliyor zaten. Peki, bu kuşatma nasıl yapılacak?
Teknolojik, ekonomik ve siyasi kuşatmanın en temel koşulu jeopolitik çevrelemedir. Trump Doktrini, Pekin'in çevrelenmesi konusunda biri karadan diğeri denizden iki alana özel önem veriyor. İlki Türk dünyası, ikincisi de Hint Okyanusu.
***
Bu iki sahadan kuşatmanın başarılı olmasının tek şartı ise İran'ın ele geçirilmesidir. Eğer İran, ABD'nin yeni egemenlik sistemine entegre edilirse o zaman Çin'i Hazar'ın doğusundaki Türk dünyası ve Hürmüz Boğazı'nın açıldığı Hint Okyanusu üzerinden çevrelemek kolaylaşacaktır.***
Çin'in petrol ticaretinin neredeyse yüzde 80'i Endonezya ve Malezya arasındaki bu dargeçitten naklediliyor. Küresel deniz ticaretinin yüzde 30'u Malakka'dan yapılırken bu ticaretin sadece yüzde 7'sinin Hürmüz'den yapıldığını unutmayalım. Enerji sevkiyatında da Malakka'dan günde 25 milyon varil petrol geçerken Hürmüz'den ise 22 milyon varil geçiyor. Malakka her açıdan Hürmüz'den daha kritik bir etkiye sahip.