ABD ile İran arasında giderek güçlenen anlaşma olasılığı daha şimdiden İsrail'de paniğe yol açmış durumda. Bir bakıma önümüzdeki dönemin jeopolitik iklim değişikliğinin en önemli özelliği postsiyonist atmosfer olacak.
İsrail medyası bile olası bir anlaşmanın İran'ın Hürmüz'den geçen enerji ve internet kabloları üzerindeki kontrolünü daha da pekiştireceğini itiraf ediyor. Zira savaş, ABD ve İsrail'in İran'da zayıflatmayı ve yıkmayı hedeflediği rejimi daha çok güçlendirdi. Askeri otorite daha da konsolide olmuş durumda.
Jerusalem Post'tan AJ Jaff, 24 Mayıs 2026 tarihli "İran savaşı değil ama daha tehlikeli bir şeyi kazandı" başlıklı makalesinde, "İslam Cumhuriyeti yenilgiye uğramadı. İran'daki karar mercii, ABD ve İsrail'in tam olarak anlamadığı bir askeri çekirdek birim tarafından veriliyor. Rejimin müzakere masasında eli güçlü" diye yazmış.
***
Jaff'ın daha kritik tespiti ise bence İran'a yönelik liderliğin yok edilmesinin
kurumsal çöküşe yol açacağı yönündeki
Evanjelik-siyonist varsayımın çöktüğünü itiraf ettiği satırlar. Zira ABD ve İsrail, ruhani lider
Ali Hamaney'in suikasta maruz kalması hâlinde meydana çıkacak kurumsal kaosu bertaraf etmek için Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO)
17 yıl önce geliştirdiği özel stratejinin tuzağına düştü.
Çünkü 28 Şubat'ta Hamaney ile birlikte birçok üst düzey yönetici öldürüldüğünde rejim ne sarsıldı ne de paniğe kapıldı. Bilakis yıllardır üzerinde çalışılan
"dördüncü protokol" hemen devreye sokuldu. Bu protokole göre
mozaik savunma sistemine geçildi. Önceden her kritik pozisyon için belirlenen
üç ila yedi yedek isim hemen boşalan siyasi ve askeri karar mevkilerini doldurmak üzere harekete geçti.
DMO'nun
bağımsız lokal birimler yoluyla verdiği askeri mücadele
Hürmüz kozuyla birlikte daha da etkili oldu. Şimdi ise İran sadece Hürmüz'ün üzerinden geçen tankerlerden
değil boğazın altından geçen ve günlük olarak
10 trilyon dolardan fazla finansal işlemin yapıldığı internet kablolarından da geçiş ücreti talep ediyor. Bu yolla
Google, Meta ve Microsoft'u vergiye bağlayacak.
***
Çünkü İran ekonomisini çökertmeye yönelik
ABD ablukası da işe yaramadı. İran petrol ve diğer ticaretini
Çin'in işlettiği Pakistan'ın Gwadar Limanı'na yönlendirdi.
Pakistan'a açılan
6 kara koridoru ile ABD'nin Hürmüz ablukası "by-pass" ediliyor.
Görüldüğü üzere İran savaş öncesinden çok daha güçlü bir konumda masaya oturacak. Ayrıca dünyanın ikinci büyük petrol ve üçüncü büyük doğalgaz rezervlerine sahip
İran'ın Hamedan eyaletinde 2023 yılında
dünyanın ikinci en büyük lityum yatakları bulundu. Dolayısıyla İran ve ABD'nin uzlaşısı her açıdan dengeleri sarsacaktır. El sıkışan iki aktörün
Kafkasya, Hazar, Orta Asya, Ortadoğu, Körfez ve Hürmüz yoluyla Hint Okyanusu'ndaki nüfuzları daha da artacaktır.
Bu nedenle ABD, İran'ı kaybetmemek için her yolu deneyecektir. İran ile uzlaşan ABD, elde edeceği
jeopolitik nüfuz ve kaynak avantajıyla hem enerji ve ticaret koridorlarındaki kontrolünü artıracak hem de
Çin'in kritik mineral tedarik zincirlerindeki tekelini de kıracaktır.
Bu çerçeveden baktığımızda eli hayli güçlenen İran'ın ABD'ye
"rejimin geleceğini güvence altına alma" şartı başta olmak üzere diğer isteklerini kabul ettirmede fazla zorlanmayacağını söyleyebiliriz. Dolayısıyla İran'daki
"dördüncü protokol"ün kurbanları listesine
İsrail ve Körfez ülkeleri yanında Çini de eklemek gerekiyor.