Eleştiri ayağına adamı linç etmek istediler.
Gazetecilik başka şeydir, tetikçilik başka...
Bir zamanlar manşetlerle göklere çıkardıkları Kemal Kılıçdaroğlu'nu gözden düşürmek için rezilliği göze aldılar.
Eskiden "Lider" dedikleri adamın unvanını bile yazamadılar.
Bunlar hâlâ kendilerini gazeteci sanıyor öyle mi?
Ama gazeteci; sevmediği, hatta en sert şekilde eleştirdiği kişiye bile hakkını teslim etmek zorundadır.
Gazeteci; öfkesini haberin önüne koyamaz!
Gazeteci; talimatla değil, vicdanıyla yazar!
Bay Kemal'i yıllardır eleştirenlerden biriyim.
Yanlışlarını da yazdım, siyasi hatalarını da...
Yine de eleştirebilir, yazarım Bay Kemal'i...
Gazeteci eleştiri ayağına hakaret edemez!
Hem benim meselem Bay Kemal meselesi değil...
Ben gazeteciliğin onurunu düşünürüm.
Gazetecilik; güçlünün önünde eğilmek, düşene basmak hiç değildir.
***
Sözcü'nün bu yayını gazetecileri şaşkına çevirdi.
Ve köşelerinden üç isme tepki yağdırdılar.
Canlı yayında yapılan infaz girişimiydi!
Bay Kemal'in yıllardır yanlışlarını yazdım.
Yine de yazarım.
Bu yapılanlar karşısında susacak değilim.
Kalemini satanlara tahammülüm yoktur.
Kılıçdaroğlu, yayındaki sözde gazetecileri tokat manyağı yaptı. Onlar kaybetti.
Ali Haydar Fırat, 34 bin trol hesabın ele geçirildiğini açıkladı.
Hesaplardan 1900'ü
İmamoğlu ve
FETÖ işbirlikçisi.
Özel ve
İmamoğlu bu trollere 755 milyon lira aktarmış.
Trollerin neden köpek gibi havladıklarını anladınız mı?
***
Kemal Bey keşke daha açık konuşsa ve keşke 755 milyon liranın dağıtıldığı gazetecileri açıklasaydı.
Özgür Efendi kimlere para ödemiş bilseydik keşke.
Sözcü TV'de yayına çıkan militanlar, telefonlarına gelen talimatlarla soru sordu.
Yani Senem Toluay Ilgaz.
Barış Terkoğlu.
Aslı Kurtuluş Mutlu gazetecilik yapmadı.
Tetikçilik yaptı.
Amaç Kılıçdaroğlu'nu itibarsızlaştırmaktı.
Sözcü gazetesinde atılan,
"Kayyum olmaz, butlan olsun pazarlığı yaptı" manşeti de tezgâhın son aşamasıydı.
Sözde gazeteciler rüşveti savunmak için kırk takla attı.
Partiden ihraç edilen isimlerin avukatlığına soyundular.
Ama karşılarında kurt bir politikacı vardı.
Kemal Bey eksik konuştu ama net konuştu.
Parti içindeki çürümeyi ve rüşvet alanları anlattı.
Belediye başkanlarından para isteyenleri de.
Gerçeklerin sözde gazetecileri rahatsız ettiği yüzlerinden okundu. Yine de nefret dilini kullanmaktan geri durmadılar.
***
Programda gazeteciliğin başka şey, aparatlığın bambaşka şey olduğunu gördük...
Yayındaki gazeteciler, Silivri'deki Ekrem ile Ankara'daki Özgür'ün medya aparatlarıydı.
Üç besleme...
Senem...
Barış...
Aslı...
Sordukları şu soruya bakar mısınız?
"Hain, işbirlikçi, darbeci, sarayın kayyumu, proje... Sizin için bunlar söylendi. Kendinizi hiç sorguladınız mı?"
Bu soru gazetecilik sorusu mu arkadaş?
Yoksa bir siyasi operasyonun dili mi?
Ekrem karşısında dut yemiş bülbüle dönenler, Kılıçdaroğlu karşısında aslan kesildi.
Barış Terkoğlu yıllardır araştırmacı gazetecilikten söz eder, iyi de araştırmacı gazetecilik bu muydu?
Ama Bay Kemal'in cevapları karşısında afalladılar.
Sıkıştırmak istedikleri Kemal onları duvara çarptı.
Asıl mesele şu:
Arınma...
Hırsızdan arınma.
Rüşvetçiden arınma.
Partiyi fabrika ayarlarına döndürme iddiası...
Onları rahatsız eden de bu.
Çünkü arınma olursa düzen bozulacak.
Düzen bozulursa saltanat bitecek.