Temmuz ayının ikinci yarısı demokrasi nöbetiyle geçti. Millet topyekûn köprüde, meydanlarda, yollardaydı. Biz de peşlerinden gittik; neden Kısıklı, niye Taksim, niçin Boğaz diye sıralayıp ’u yeniden keşfettik...

Kısıklı 'un, 15 Temmuz'dan itibaren cümle içinde kullanımı en hızla yükselen semti Kısıklı olsa gerek. Üsküdar ilçesinde, Büyük Çamlıca'yla Küçük Çamlıca tepeleri arasında, eskiden kaynak sularıyla şimdi Cumhurbaşkanımız Erdoğan'la ünlü olan semtteyiz. Geçmişin mesire yerlerinden, son iki haftanınsa siyasi üslerinden... Kısıklı isminin çevredeki çok sayıda su kaynağıyla ilişkisi olduğu söyleniyor. Hatta dar kaya oyuklarından çıkan kaynak sularına verilen addan geldiği... Ahmet Vefik Paşa, 'Lehçe-i Osmanî'de "kayadan çır çır akan çeşme" diyor bu kelimeyle ilgili olarak. Bir coğrafya terimi olarak 'kısık' ise vadinin dik yamaçlı ve dar kesimine verilen isim. Kısıklı da kısıklı bir arazide olsa gerek. Osmanlı mimarisi hakkındaki en kapsamlı eser sayılan Hadîkatü'l Cevâmi'ye göre, iki tepe arasında kaldığı için Kısıklı deniyor buraya. Osmanlılardan önce de şehrin sayfiyelerinden biri. Bizans döneminde Damatris denen bu bölge, Bizans İmparatorluğu'nun avlağı olarak biliniyor. 1420'de Osmanlılar tarafından fethedildiğinde, avlak olarak kullanılmaya devam ediliyor ve saray için laçin (bir tür avcı kuş) yetiştiriliyor. Kısıklı'daki en eski köşk, Sadrazam Öküz Mehmed Paşa'ya ait. Ama asıl iskân IV. Murad döneminde başlıyor. Burayı yapan ise iki kadın: III. Selim'in annesi Mihrişah Sultan bir saray inşa ettiriyor, I. Abdülhamid'in kızı Esma Sultan da yenileyince, Kısıklı'ya yerleşmek moda oluyor. 19. yüzyılın başlarında, Osmanlı bürokratları ve Müslüman burjuvazinin tercih ettiği bir sayfiye ve mesire yeri Kısıklı. Abdülmecid ve Abdülaziz zamanında da devam ediyor bu popülarite. Tanzimat döneminde siyasi ve edebi toplantılar düzenleniyor bu civardaki köşk ve kasırlarda. Ama yine de Kısıklı'nın; gündemin, siyasetin, ülkenin en merkezine yerleştiği, vatandaşın akınına uğradığı dönem, şimdiler olsa gerek.

AKARETLER
Akaret, akar yani gelir kelimesinin çoğulu. Gelir sağlayan taşınmaz mülklere 'akaret' deniyor. Yani gelirler.
Biz üstüne bir çoğul eki daha ilave edip çıkınca Beşiktaş'tan Nişantaşı'na yokuş yukarı, 'gelirlerler' demiş oluyoruz.
Ama taksiye binip "Akaret'e rica edeyim" dediğinizi düşünün, şoför sizi cahil bulup düzeltmez, en azından aynadan şöyle hafif alaycı bir bakış atmaz mı?

ALTUNİZADE
Bağlarbaşı'yla Kısıklı arasında, Küçük Çamlıca ve Koşuyolu caddeleri kavşağında, Altunizade İsmail Zühtü Paşa'nın (İlk Ayan Meclisi üyelerinden ve Dolmabahçe bina emini kendisi) yaptırdığı cami, semtin de bu adla anılmasına yol açmış.
Babası işiyle uğraştığı için Paşa'ya Altunizade denmiş. Dolmabahçe Sarayı yapılırken, Altunizade İsmail Zühtü Paşa bina eminiymiş.
Çok varlıklıymış. Rus savaşında iki tabur askeri yedirmiş, içirmiş, giydirmiş.

BEYLERBEYİ
Evliya Çelebi zamanında Beylerbeyi yok, adını balığından alan İstavroz kasabası var. Beylerbeyi'ne nasıl geçildiği net olarak bilinmiyor.
Bu ismin Fatih'in sancak beyinden dolayı verildiği ile Rumeli Beylerbeyi Mehmed Paşa'nın burada bulunan yalısından aldığına dair görüş ayrılıkları var.

MASLAK
Su bentlerinden kemerlerle ve künklerle getirilen su, kent girişinde yapılan depolarda toplanıyor. Sonra da buradan kollara ayrılarak çeşitli noktalardan içeri girmesi sağlanıyor.
Kent dışındaki bu su depolarına verilen isim, maslak... Bu depolardan birinin İstinye sırtlarında olduğu anlaşılmış, çünkü Levent ile Hacıosman bayırı arasında bulunan semt Maslak diye, bu semtten geçen yol da Maslak yolu diye anılıyor.
Bu arada kentin içinde bulunan depolara da maksem deniyor.
Taksim'in adı da oradan geliyor. O semtte böyle bir su dağıtım deposunun bulunuyor olmasından...

TAKSİM
İşte tam da Maslak'ta dediğimiz, hem de Sermet Muhtar Alus garantisiyle: "Oraya Taksim denilmesinin sebebi, Büyükdere ilerisindeki Valide mi, Sultan Mahmud mu, bilmem hangi bentten gelip bu taraflara dağılan suların taksim olduğu nokta oluşu." (İstanbul'un bu ilçelerinin, semtlerinin izini, Önder Şenyapılı'nın 'Ne demek İstanbul; Bebek, niye Bebek?!' kitabının ve de elbette 'Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi'nin satırlarında sürdüğümüzü eklemeden geçmeyelim.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN