Tiyatroya eskisinden daha az gidiyorum. Bir yandan hayatın çeşitli uğraşlarla üzerimize çöken yorgunluğu, öte yandan belli ölçüdeki işitme özürlülüğü halim... Geçenlerde çok istediğim halde ünlü bir tiyatronun galasını kaçırdım, ama iki gün sonra güvendiğim genç bir (hanım) yazar, oyuncuların fısıltı halinde konuşması yüzünden sözleri hiç duyamadığını belirterek yakındı. Neredeyse 'iyi ki gitmemişim' diye düşünecektim! Ama geçen akşam, AKM yokluğunda bir avuç yeni sahne seçen Devlet Tiyatrosu'nun Şişli- Cevahir merkezindeki çok güzel salonunda, nefis bir oyun izledim. Öncelikle Cevahir'i tiyatroya ayırdığı iki salon için kutluyorum. Niçin daha çok AVM bunu yapmıyor? Bu konuda bir şartname getirilemez mi? Oyun, çağdaş Amerikan yazarı Sarah Ruhl'un Temiz Ev'iydi. Evli, ikisi de doktor bir çift. Yanlarına aldıkları, temizlik yapmaktan nefret eden genç Brezilyalı hizmetçi. Sonra erkeğin bir hastasına âşık olmasıyla başlayan keskin (ve dramatik) dönüşüm. Ve bir dizi beklenmedik, sürpriz gelişim... Öyle oyunlar, öyle tiyatro olaylarıdır ki bunlar, insanı tarihin bu en eski sanatına yeniden âşık eder! Tıpkı geçen haftalarda yazdığım Şehir Tiyatrosu yapımı Dünyanın Ortasında Bir Yer gibi. Öncelikle oyun harika. Son derece özgün ve özgür, zeka pırıltılarıyla dolu, almış başını giden bir metin. İlk yarıda alabildiğine uçuk, yer yer absürd'le flört eden, çarpıcı bir modernlik taşıyan. İkinci yarıda ise birden hüzün işin içine giriyor, melankoli gelip yerleşiyor. Bu önemli yazarı tanımak başlıbaşına bir zevk. Ayrıca tüm yapım başarılı: İrem Aydın'ın çevirisi, Kubilay Karslıoğlu-Atilla Şendil ikilisinin buluşlarla dolu mizanseni, Sertel Çetiner'in dekoru. Ve de o görkemli oyuncu ekibi: Simay Tuna, Sema Çeyrekbaşı, Levent Güner, Gülseren Gürtunca, Neslihan Arslan... İnsanı mutlu eden bir çaba, sonuç olarak... Tüm sanatçı-emekçileri kutluyor ve tiyatrosever (hatta sevmez) herkese mutlaka öğütlüyorum.