Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ATİLLA DORSAY

Katiller dışarda, masumlar içerde mi?

Hangisi daha doğru? Bir grup gerçek suçluyu erkenden bırakma riskini üstlenmek mi, yoksa çok daha kalabalık olması muhtemel bir zanlı kitlesini yıllar boyu içerde tutmak mı?

İnsan çarşaf gibi haberleri, iri iri manşetleri, devasa başlıkları görünce dehşete kapılıyor. Sanki ünlü Rahşan Affı'nın bin misli beteri yaşanıyor, en azgın suçlular, en kanlı katiller serbest bırakılıp aramıza katılıyor. Elbette yeni cinayetler işlemek üzere! Öte yandan, askerlerden yazarlara, medyacılardan öğretim üyelerine birçok aydın ve saygın insanımız, ne zaman çıkacakları belli olmayan bir tutukluluk süresi içinde özgürlüklerinden uzak, bitmeyen bir çileyi dolduruyorlar. Bunun (yani mahkeme kararları çıkmadığı takdirde, tutukluluk süresinin) 10 yıla dek uzayacağı da ekleniyor. Korkunç, değil mi? Sanki tüm ülke çıldırdı, hukuk sistemi tükendi, adalet iflas etti. Ortalığa canavarca duygular ve akıldışı uygulamalar egemen oldu. Tam da nur içinde yatası Nasreddin Hoca'nın "Bu ülkede azgın köpekleri serbest bırakmışlar, taşları bağlamışlar!" dediği şey gerçekleşti sanki... Ama, her zaman olduğu gibi, tüm bu gürültünün arkasına geçerek gerçeklere yaklaşabilmek şart. En insafsız yönetim düşmanlarının bile asgari bir vicdanla bunu yapması gerekir. Hukukçu veya siyaset yazarı değilim, sadece kişisel inançlarım açısından bakarak yaklaşmak istiyorum. Öncelikle, o uygulamalar, ceza yasalarımızı Avrupa Birliği düzeyine getirmek için çoktan (yıllar önce) alınmış kararların ve yasalarda ona göre yapılmış değişikliklerin hayata geçirilmesi. Niçin kimse uygulamanın başladığı güne dek sesini çıkarmadı? Bu uygulama, mahkemenin uzaması halinde birey haklarının geri dönülemez biçimde zarara uğratılmaması için yapılmaktadır. Çünkü, herkes bilir, bir insan suçlu olduğu kanıtlanıncaya dek masumdur. Ceza hukukunun özü budur. Demek ki, adli suçlarda, mahkemece karar verilemediği hallerde zanlı en çok beş yıl gözaltında tutulabilecektir. Beş yıl az mı? Elbette bu, suça göre değişir. Öyle suçlar vardır ki insan vicdanı ancak ölüm cezasını, o olmadığına göre de müebbet hapsi düşünür. Ama ya ortada karar yoksa? Hangi şıkkı seçersiniz? Bir grup gerçek suçluyu erkenden bırakma riskini mi, yoksa çok daha kalabalık olması muhtemel bir zanlı kitlesini yıllar boyu içerde tutmayı mı? 'İnsan, suçu kanıtlanıncaya dek masumdur' ilkesine göre, sanırım ilkini. Öte yandan, 'devlete karşı suçlar' denebilecek alanda, tutukluluk hali 10 yıla dek çıkabiliyor. Niçin olduğunu bilecek kadar hukuk âşinası değilim, okuyup anlamaya çalışıyorum. Ama kimilerinin iddia ettiği gibi, bunun sırf 'Ergenekon zanlıları olabildiğince içerde kalsın' diye yapılan bir hükümet tasarrufu olmadığı kesin. Yargıtay'ın yorumundan kaynaklanan bir durum bu. Bunu eleştirmek, sonuna dek ve en kesin biçimde eleştirmek ananızın ak sütü kadar helaldir. Ama asgari bir insafı elden bırakmadan, paranoya düzeyinde iddialar ileri sürmeden... Asıl hata elbette adalet sistemimizde, onun inanılmaz yavaşlığında. O zanlılar çoktan mahkeme kararlarına kavuşmuş, suçlu iseler cezalarını çekmeye başlamış olmalıydılar. Masumsalar da, çoktan özgür kalmış... Demek ki asıl yapılacak olan, bu duruma teşhis koymak ve düzeltilmesi için acil önlemler almaktır. Ancak, böylesine radikal değişiklikler çabucak olmaz. O zaman da, sayısız insanın ömrünü içerde tüketmemesi, hayat denen nimetin önemli bir bölümünün masumlardan zorbalıkla çalınmaması için yapılacak tek şey, içerde tutulma sürelerini makul biçimde sınırlamaktır. Bir avuç korkunç katil zanlısını serbest bırakma pahasına olsa da... Öyle değil mi?

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.