Cumhuriyet'te daha 1992'de yazdığım Ajda Pekkan'ın Yüzü adlı bir yazıda, onun kendisine ve yüzüne gösterdiği özeni övmüş ve onun tüm bu işlere 'bizim için' kalkıştığını, asıl amacının "Koca bir topluma sürekli güzellik duygusu vermek," olduğunu yazmıştım. Ve yazı hayli tartışılmıştı.
20 yıl sonra yine öyle mi düşünüyorum? Vallahi, kimsenin yüzüne filan karışmak istemiyorum. Ama son albümü Farkın Bu'yu dinlerken, birden kendimi "Yaşlan artık Ajda," derken bulmayayım mı?
Hemen söyleyeyim: Albümü hiç beğenmedim. Bu dattara-dutturu şarkılar, 'yaz hit'i olmayı aşıp yarınlara kalacak gibi gözükmüyor. O Tarkan, Serdar Ortaç, Murat Aziret besteleri ancak disco'da işe yarar. Sinan Akçıl'ın Arada Sırada'sının ise tam üç ayrı versiyonla verilmesi, akla hemen 'mal bulmuş mağribi gibi' deyişini getiriyor.
Albümde Ajda'ya yakışır bir şarkı bulmak için sekizinci parçayı beklemek gerekiyor. Asla hoş bir yabancı beste. Ardından gelen Kutlu Özmakinacı parçası Ucuz Roman ve Yüksek Sadakat'la düet de öyle. Ama ya gerisi?
Bırakınız Bir Günah Gibi'den Kimler Geldi Kimler Geçti'ye, Bambaşka Biri'den Haykıracak Nefesim'e, gerçek Ajda hitlerini. Ama çok güzel bir son dönem şarkısında Her Yaşın Ayrı Bir Güzelliği Var dememiş miydi Ajda? Yüzü ayrı bir konu, ama müziğinde artık 'disco kraliçesi' olma tutkusundan vazgeçip olgunlaşmasını, böylece Sarah Vaughan'dan Lena Horne'a, Marianne Faithfull'dan Cher'e, Juliette Greco'dan Françoise Hardy'ye, Ayten Alpman'dan Zerrin Özer'e birçok şarkıcının, öncelikle 'yaşlarını kabul ederek' yaptığını yapamaz mı? Zamanı gelmedi mi?