Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ATİLLA DORSAY

İftar sofraları, içki sofraları

Bir zamanlar, turizmle bağlarım henüz tümüyle kopmamışken, Sultanahmet Meydanı'nın Ramazan'da çeşitli dinsel/sanatsal etkinliklere ayrılmasından hoşlanmaz ve bunların 'turistleri rahatsız ettiğini' ve özellikle Mavi Cami ziyaretini güçleştirdiğini düşünürdüm.

Yıllar sonra bakıyorum da, olaya bakışım tümüyle değişmiş. Öncelikle biz Türklerin meydan ve boşluk (espace) anlayışı farklı. Gerçekten de boş alan sevmiyoruz, onlara mutlaka bir fonksiyon katmak istiyoruz. En kötüsünde yapılaşmaya veya betonlaşmaya açmak, en iyisinde ise geçici sosyal etkinliklere... Beyazıt'tan Taksim'e hep böyle değil mi? Bu bize özgü bir şey, illa da mücadeleye ne imkan var ne de gerek.
Ayrıca henüz bizzat gidemedim ama gazete ve TV'lerde bakıyorum da o meydanlarda devasa iftar sofraları kadar, çeşitli el sanatlarına da yer veren birçok güzellik var.
Dinin, hele bu ayda, sosyal yardım yanı da olan bir büyük etkinlik biçiminde kutsanmasında ne sakınca var ki? Araya bize özgü çeşitli el sanatlarının konması da iyi.
Ayrıca turistler için üzülmeyelim:
Bir toplumu tanırken, inanca değin uygulamalar da son derece ilginç sayılmaz mı?

Bu olayın 'Türk-İslam Eserleri Müzesi'ne girişi zorlaştırdığı' eleştirilerine de kulak vermeyin. Bir ay için öyle olsun, ne yapalım. Girmek isteyen nasılsa yolunu bulur.
Ama bu bakışın olmazsa olmaz bir koşulu var. O da Ramazan sofralarının yanı sıra, içki sofralarını tercih edenlerin de aynı hoşgörüyle karşılanması. Özetle şu Beyoğlu olayının ve sokaklardaki mekanların en kısa zamanda gerçek boyutlarının saptanması ve akla 'yaşam tarzına müdahele' ya da düpedüz 'yasak' sözcüklerini getiren uygulamaların bitmesi. Bunu sağlamak önemli ve bu görev öncelikle Beyoğlu ve de büyükşehir belediyelerine düşüyor. Onların iyi niyetine kesinlikle inanıyorum. Ama lütfen, bir gayret.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE ÖVGÜ
Sivil toplum örgütlerimizin gelişmesine hayranlıkla bakıyorum.
Eskiden sadece siyaset ve ideoloji şemsiyesi altındaki eylemler, artık her alanda var. Kadın haklarından özgür cinselliğe, çevre sorunlarından sanatçı özgürlüğüne... Yalnız İstiklal Caddesi değil, Anadolu'nun kent ve hatta köylerinde bile insanlar, özellikle içinde yaşadıkları çevreyi öylesine koruyor ve savunuyorlar ki...
Hele o HES (hidro elektik santralları) konusu. Köylüler ormanlarını, göl ve ırmaklarını, nadir hayvanlarını, merkezi otoritenin masabaşı kararlarına karşı canlabaşla savunuyor. Kalkınmaya evet, ama çevreyi, doğayı ve onun dengesini koruyarak diyorlar.
Genelde çevresine duyarsız diye bildiğimiz insanımızdaki bu uyanışı hayranlıkla izliyorum. İki caretta, yani dev kaplumbağanın öldürülmesinin gazete haberi olacağını birkaç yıl önce kestirebilir miydik? Son örneklere bakınız: Kastamonu'daki Loç ve Gökırmak vadilerine yapılacak HES'ler veya Elmalı Dur Dağı'ndaki kutsal bir Alevi dergahına zarar verecek bir mermer ocağının açılması, protestolar sonucu durdurulmuş.
Bütün bu girişimleri kutlarken, yetkilileri anlayışa çağırıyorum. Böylesine uyanık ve Batı'ya özgü bir kamuoyu, bir ülke için şanstır. Şikayet edecek yerde, kıymetini bilsinler.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.