Çoğu erkek ilişki güzel giderken bir noktada tedirgin oluyor. Kadın "Nereye gidiyoruz?" diye sorduğunda erkek birden susuyor, telefonu azalmaya başlıyor, planlar belirsizleşiyor. Bunun nedeni genellikle "özgürlüğümü kaybedeceğim" korkusu. Erkek için özgürlük demek, istediği zaman arkadaşlarıyla çıkabilmek, hobilerine zaman ayırabilmek, kararlarını kimseye danışmadan verebilmek demek. Bağlanmak ise bunları bir başkasıyla paylaşmak, hesap vermek, "biz" diye düşünmek demek.
Birçok erkek bunu boğulmak gibi hissediyor. Sanki kendi hayatı bitecek, başka birinin hayatını yaşamaya başlayacakmış gibi. Özellikle 28-40 yaş arası erkeklerde bu çok belirgin. "Henüz erken" diyorlar. İşleri yoluna koymak, para biriktirmek, kendi ayakları üzerinde daha sağlam durmak istiyorlar. "Önce kendimi kurtarayım, sonra seni de kurtarırım" mantığı var içlerinde. Ama bu "sonra" çoğu zaman hiç gelmiyor.
Çocuklukta öğrendikleri etkiliyor mu? Evet, hem de çok. Küçükken eve geç gelen, duygularını pek göstermeyen, "ağlama, erkekler ağlamaz" diyen babalar gördüler çoğu. Anneleri ise bazen aşırı koruyucu, bazen de duygusal olarak uzak oldu. Bu çocuklar büyüdüklerinde "Kimseye fazla muhtaç olmamalıyım" diye düşünüyor.

YİNE KAPANA MI KISILDIM?
Bir erkek çocukken duygularını gösterdiğinde dalga geçildiyse, utandırıldıysa yetişkinliğinde de sevgisini açıkça göstermekten çekiniyor. "Çok seversem zayıf görünürüm" korkusu taşıyor. Bu korku ilişki derinleştikçe devreye giriyor. Kadın yakınlaştıkça erkek içgüdüsel olarak bir adım geri atıyor. Bunu bilinçli yapmıyor. Sanki otomatik bir fren devreye giriyor.
Ülkemizde "erkek adam" tanımı çok net: Güçlü olacak, duygularını içine atacak, her sorunu tek başına çözecek, kimseye muhtaç olmayacak. Mahallede, askerde, iş yerinde, ailede bu mesajı sürekli alıyorlar. "Erkek dediğin karısını el üstünde tutar ama kendini de ezdirmez, erkek ağlamaz, sızlanmaz, evlenince hayat biter kardeşim, özgürlük gider." Bu laflar yıllarca kulaklarında çınlıyor. Bir kadınla derin bir bağ kurduğunda "Ben kendimi mi kaybettim?" diye soruyor kendine. Arkadaşları "Yine mi kapana kısıldın?" diye şaka yaptığında rahatsız oluyor. Toplum erkeklerden hem duygusal olmasını hem de taş gibi sert durmasını bekliyor. Bu çelişki onları yoruyor.

'YA DAHA İYİSİ ÇIKARSA' SENDROMU SEVMEYİ ZORLAŞTIRIYOR
Bugün telefonlar cebimizde. Uygulamalar açık. Bir tıkla yüzlerce seçenek var. Eskiden mahalle kızı ya da iş yerindeki kızla tanışır, evlenirdik. Şimdi sürekli yeni yüzler, yeni profiller, yeni heyecanlar var. Erkek ilişkiyi ciddi noktaya getirdiğinde aklına "Acaba bir başkası daha mı güzel, daha mı uyumlu?" sorusu geliyor. Bu düşünce bağlanmayı zorlaştırıyor. Çünkü bağlanmak demek "Bu kişi yeter, aramayı bırakıyorum" demek. Ama seçenek çok olunca bırakmak kolay olmuyor. Diziler, sosyal medya da cabası. Herkes mükemmel ilişkiler paylaşıyor. Erkek kendi ilişkisini o mükemmelle kıyaslıyor ve "Henüz o kadar iyi değil" diye düşünüyor. Oysa gerçek hayat hiçbir zaman filtresiz fotoğraflardaki gibi olmuyor. Bazı erkekler daha önce derin bir aşk yaşamış, aldatılmış, terk edilmiş. O yara kapandı sanıyorlar ama ilişki ciddileşince yeniden kanamaya başlıyor. "Yine aynı acıyı yaşarım" korkusu devreye giriyor. Bir kısmı da ilk ilişkilerinde çok sevdikleri halde terk edilmiş. O günden beri "Sevdiğimi belli etmeyeyim, mesafeli olayım" diye bir kural koymuş kendine. Bu kural ilişkiyi ilerletmiyor. Kadın çabaladıkça erkek daha çok kapanıyor. Erkek için "erkeklik" büyük oranda sağlayıcılıkla ölçülüyor. Ev alacak, araba alacak, çocuklara iyi bir gelecek sunacak. Bunlar olmadan bağlanmayı kendine yakıştıramıyor. "Şu an maddi durumum iyi değil, nasıl evlilik teklif edeyim?" diye düşünüyor. İş stresi, uzun saatler çalışma, borçlar... Bunlar varken duygusal olarak da enerji kalmıyor. Eve geliyor, telefona gömülüyor, partneriyle derin sohbet etmek istemiyor. Kadın bunu "ilgisizlik" olarak algılıyor, erkek ise "Hayatta kalmaya çalışıyorum" diyor.

DEĞİŞMEK İÇİN GÜVEN GEREKLİ
Kadınlar genellikle ilişki ilerledikçe daha çok bağlanıyor. Erkekler ise tam tersi. İlişki ilerledikçe tedirgin oluyor. Kadın ise duygusal yakınlık arıyor. Bu uyumsuzluksa çatışma yaratıyor. Kadın "Konuşalım, hislerimizi paylaşalım" diyor. Erkek "Her şeyi neden bu kadar derinleştiriyoruz?" diye düşünüyor. Çünkü erkek sorunları konuşarak değil, yalnız kalarak çözmeyi öğrenmiş. Bu da kadınları üzüyor. Arkadaşları hala bekar gezip tozuyorsa, erkek de "Ben niye bağlanayım?" diye soruyor. Aile "Oğlum daha erken, kariyerine bak" diyorsa o da rahatlıyor.
Çevrenin etkisi çok büyük. Değişmek evet mümkün. Ama değişim kolay değil. Erkeğin öncelikle kendisini tanıması gerekli. Neden korktuğunu, hangi yaraların hala kanadığını anlaması lazım. Bunu tek başına yapması zor. Bir uzmana anlatmak gerekiyor. Değişim için en önemli şey güven. Kadın sürekli eleştirirse, baskı yaparsa erkek daha çok kapanır. Sabırlı, anlayışlı ve kendi sınırlarını koruyan bir yaklaşım erkeklerin güvenini kazanır. Erkek de çaba göstermeli. "Ben böyleyim" demek yerine "Değişmek istiyorum" demeli. Birçok kadın ilişkileri hakkında konuşurken "İlk 6 ay çok ilgiliydi, sonra soğudu" diyor. Bu genelde rastladığımız klasik bir durum. İlişkilerde başlangıçta heyecan yüksek oluyor. Dopamin dediğimiz heyecan hormonu aktif olarak çalışıyor. Ama ilişki sıradanlaşınca erkek "Sıkıldım mı?" diye soruyor kendine. Aslında sıkılmadı, sadece yeni ilişki heyecanı bitti. Gerçek bağlanma o noktadan sonra başlıyor ama birçok erkek o noktaya gelmekten korkuyor. Başka bir durum: Evlilik teklifi yaklaşınca birden "Kendimi hazır hissetmiyorum" hissine kapılmaları... Hazır hissetmek diye bir şey aslında yok. Hiç kimse tam hazır olmaz. Önemli olan birlikte hazır hale gelmek.

KADINLARA ÖNERİLERİM
Erkeği değiştirmeye çalışma. Onu olduğu gibi kabul et, ama kendi mutluluğunu da elinde tut.
Sürekli "Neden bağlanmıyorsun?" diye sormak yerine, kendi hayatını yaşa.
Sağlıklı sınırlar koy. Her şeye razı olma.
Sabırlı ol ama sonsuza kadar bekleme.
ERKEKLERE ÖNERİLERİM
Korkularını kabul et. Korkmak normal.
Özgürlükle bağlanmanın bir arada olabileceğini gör.
Geçmiş yaralarını iyileştirmeye çalış.
Küçük adımlar at. Birlikte tatil planı yapmak bile başlangıçtır.
Gerçek erkeklik duygularını yaşayabilmek ve sorumluluk alabilmektir.
HİÇBİR NEDEN KADER DEĞİLDİR
Erkekler bağlanamıyor değil, bağlanmakta zorlanıyor. Bunun birçok nedeni var: Çocukluk, toplum, korkular, modern hayat... Ama hiçbir neden kader değildir. İki taraf da biraz çaba gösterirse, biraz anlayış gösterirse güzel ilişkiler kurulabilir. Hayat kısa. Kalbimizi sürekli korumak yerine bazen açmayı da deneyelim. Belki o zaman gerçekten mutlu olmanın ne demek olduğunu görürüz. Bu konu çok derin. Herkesin hikayesi farklı. Ama ortak nokta şu: Bağlanmak cesaret istiyor. Hem erkekler hem kadınlar bu cesareti gösterirse ilişkilerimiz çok daha sağlam olur.