Sabah çocuğu okula bırakıyoruz. Sonra telefon elimizden düşmüyor. "Yarın resim defteri getirilecek." "Cuma günü etkinlik var." "Servis 15 dakika geç çıkacak." "Ödev sisteme yüklendi." "Veliler, lütfen ankete katılın."
Bir de sınıf WhatsApp grubu var tabii. Bazen sabahın erken saatinde, bazen gece yatarken yeni bir mesaj düşüyor. Görmezden gelmeye çalışsanız da aklınız orada kalıyor. "Acaba önemli bir şey mi yazıldı?" diye bakıyorsunuz.
Çocuğumuz okula başladı ama sanki biz de yeniden okula başladık. Üstelik bu yalnızca Türkiye'de yaşanan bir durum değil. ABD'de yeni eğitim yılının başlamasıyla birlikte anne babaların okul hayatını takip etmek için kullandığı uygulamaların ve iletişim kanallarının sayısı yeniden tartışılmaya başlandı. Ödev başka uygulamada, notlar başka yerde, öğretmen başka kanaldan yazıyor, servis ve spor faaliyetlerinin iletişimi başka bir platformdan yapılıyor. Anne babalar çocuklarının okul hayatından kopmamak için bütün bu kanalları takip etmeye çalışırken ortaya yeni bir yük çıkıyor: dijital okul mesaisi.

KİŞİSEL ASİSTAN ANNELER
Aslında hepimiz bunun küçük bir örneğini yaşıyoruz. Çocuğun okul çantasını kontrol ediyoruz. Yetmiyor, telefonunu da kontrol ediyoruz. Defterini açıyoruz, ardından okul uygulamasına giriyoruz. WhatsApp grubuna bakıyoruz. Öğretmenin mesajını okuyoruz. E-Okul'a giriyoruz. Sonra varsa kursun uygulamasına bakıyoruz.
Bir çocuğun okul hayatını takip etmek için bazen birkaç farklı ekran arasında dolaşmak gerekiyor.
Buradaki mesele teknolojinin kendisi değil. Teknoloji işleri kolaylaştırmak için hayatımızda. Bir duyurunun anında velilere ulaşması, ödevin kaybolmaması, öğretmenle iletişimin hızlanması elbette önemli. Sorun, çocuğun okuluyla ilgili bütün sorumluluğun yavaş yavaş anne babanın telefonuna taşınması.
Bir düşünün. Çocuğun ödevi var. Bildirim geliyor. Anne görüyor. Ertesi gün malzeme götürülecek. Anne not alıyor. Öğretmen bir duyuru yapıyor. Anne okuyor. Servis saati değişiyor. Anne takip ediyor. Sınav tarihi açıklanıyor. Anne takvime yazıyor. Çocuk bir süre sonra bütün bunların dışında kalabiliyor.

ÇOCUK KENDİ TAKİP ETMELİ
Belki de yeni dönemde çocuklara kazandırmamız gereken sorumluluklardan biri de şu: "Okulla ilgili işlerini sen takip et." İlkokul çağındaki bir çocuğun bütün sorumluluğu elbette ona bırakılamaz. Yaşına göre anne babanın desteği şart. Ama destek olmak, her şeyi onun yerine yapmak anlamına gelmiyor.
Örneğin küçük bir çocukla birlikte ertesi günün çantasını hazırlayabiliriz. Bir süre sonra "Yarın çantanda ne olması gerekiyor?" diye sorabiliriz. Öğretmenin mesajını onunla birlikte okuyabiliriz. Sonra yavaş yavaş sorumluluğu ona bırakabiliriz. Çünkü hedefimiz çocuğun her şeyi hiç unutmaması değil. Unuttuğunda ne yapacağını öğrenmesi.
HER BİLDİRİME CEVAP VERMEK ZORUNDA DEĞİLİZ
Belki anne babaların da bu okul döneminde kendilerine koyması gereken küçük bir kural var: Her bildirime anında cevap vermek zorunda değiliz. Her ödevi hatırlatmak zorunda değiliz. Her eksik malzemeyi son dakika tamamlamak zorunda değiliz. Ve çocuğun okul hayatında onun yerine yaşamamız gerekmiyor.
Okullar çocuklar için açıldı. Bizim için değil. Anne babanın görevi çocuğun elinden tutmak. Ama çocuğun yerine yürümek değil. Belki bu yıl biraz da telefonu değil, çocuğu takip etmeyi deneyebiliriz.

YENİDEN OKULA BAŞLIYORUZ
İşte asıl soru burada başlıyor: Çocuğun okul hayatını takip etmek başka, onun okul hayatını onun yerine yönetmek başka.
Biz anne babalar bazen fark etmeden ikinci yolu seçiyoruz.
Çünkü çocuğumuzun ödevini unutmasını istemiyoruz. Malzemesini eksik götürmesini istemiyoruz.
Sınavını kaçırmasını istemiyoruz. Öğretmenin gözünde sorumsuz görünmesini istemiyoruz.
Derken çocuğun yapması gerekenleri biz hatırlamaya başlıyoruz.
"Ödevini yaptın mı?" "Yarın ne götüreceksin?" "Öğretmenin bir şey yazdı mı?" "Çantana koydun mu?" Çocuk daha sorumluluğu üstlenmeden biz onun kişisel asistanına dönüşüyoruz. Oysa okulun amacı yalnızca çocuğa matematik, Türkçe ya da fen öğretmek değil. Çocuğun kendi işini takip etmeyi, unuttuğunda sonucuyla karşılaşmayı, zamanını planlamayı da öğrenmesi gerekiyor.

ÖĞRETMENİN DE İŞİ ZOR
Burada öğretmenin de işi kolay değil. Bir sınıfta onlarca çocuk, onlarca veli var. Duyuruların zamanında yapılması gerekiyor.
Ödevin takibi gerekiyor.
Etkinlikler, sınavlar, toplantılar, izinler... Dijital araçlar öğretmenin işini kolaylaştırabilirken bir yandan da iletişimi hiç bitmeyen bir mesaiye dönüştürebiliyor.
Bir mesaj gönderiliyor.
Arkasından bir veli soru soruyor. Başka biri başka bir konu açıyor. Bir duyuru daha geliyor. Sonra anne babalar da aynı döngünün içine giriyor.
Okulun sınırı nerede bitiyor, evin sınırı nerede başlıyor? Bence yeni eğitim döneminde konuşmamız gereken sorulardan biri bu. Çünkü çocukların okuldan eve taşıdığı şey sadece ödev değil.
Okulun bütün gündemi artık telefonlarımızdan evin içine giriyor.
Akşam yemeğinde bile telefonumuza bakıyoruz.
"Öğretmen yazmış mı?" "Grupta bir şey olmuş mu?" "Yarınki etkinlik için ne gerekiyormuş?" Çocuk yanımızda oturuyor ama aklımız okulda.
Üstelik bunun bir başka tarafı daha var. Her veli aynı dijital imkânlara sahip değil. Kimi uygulamayı düzenli takip ediyor, kimi WhatsApp mesajlarını kaçırıyor, kimi gün içinde çalıştığı için telefona bakamıyor. Çok sayıda iletişim kanalı oluşturulduğunda bilgiye ulaşmak da herkes için aynı ölçüde kolay olmayabiliyor.

İLETİŞİM DÜZENİ ŞART
BU nedenle okulların da kendi içinde bir iletişim düzeni oluşturması önemli. Bir duyuru nereden yapılacak? Ödev nerede paylaşılacak? Öğretmenle hangi kanaldan iletişim kurulacak? Hangi saatlerden sonra mesajlaşılmayacak? Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünebilir. Ama okul hayatı boyunca yüzlerce kez tekrarlandığında hem öğretmen hem veli hem de çocuk için ciddi bir zaman ve dikkat meselesine dönüşüyor.