Kölelik deyince hepimizin aklına tarihi bir kavram geliyor. Halbuki, günümüzde ülkelerde sosyo-ekonomik gelişmeler olsa da toplumsal normlar izin vermese de kölelik sistemi 'modern' haliyle devam ediyor.
Örneğin, bankacılık sektörünü ele alalım.
Biliyorsunuz, dün Rekabet Kurulu bankacılık/ katılım bankacılığı, sigortacılık ve bilişim teknolojileri alanlarında faaliyet gösteren 26 teşebbüse, iş gücü piyasasına yönelik rekabet ihlallerine taraf oldukları şüphesiyle soruşturma açtı.
Akbank'tan Albaraka'ya, Denizbank'tan HSBC'ye, ING'den Kuveyt Türk'e, Odea Bank'tan Şekerbank'a, TEB'den Garanti'ye, İş Bankası'ndan Yapı ve Kredi ve QNB'ye kadar hemen hemen birçok banka soruşturuluyor. Bankaların yanında bunlara bağlı sigorta ve teknoloji şirketleri de var.
Soruşturmanın konusu, birbirinden eleman almamak ve maaş ayarlamaları konusunda yapılan gizli anlaşmalar… Bu şekilde, iş gücü piyasasında rekabeti bozduklarına yönelik ciddi tespitler yapılmış!
Daha açık ifadeyle bankalar ve diğer şirketler kendi aralarında bir nevi 'köle pazarı' kurmuşlar. Anlayacağınız, "Eti de benim, kemiği de benim" sektörü olmuşlar. Her yıl astronomik karlar elde edip bunda pay sahibi çalışanını düşük ücrete mahkum eden, performans baskısıyla personelini ölesiye rekabete zorlayan, mesaisiz uzun çalışma saatleriyle boğuşmalarına neden olan bankalar yetmemiş bir de işyerlerini çalışan için adeta hapishaneye çevirmişler!
Rekabet Kurulu'ndan edindiğim bilgiye göre soruşturma yerinde incelemelerde tespit edilmiş. Ön araştırma sürecinde elde edilen bilgi ve belgeler ciddi…
Esasında teşebbüslerin çalışanların ücret veya diğer çalışma koşulları konusunda aralarında anlaşma yapmaları veya bu konudaki bilgileri birbirleri ile paylaşmaları ile birbirlerinden çalışan almama yönündeki anlaşmaları son zamanlarda Rekabet Kurulu'nun gündeminde önemli bir yer işgal ediyor. Hatta 2024 yılı sonunda 'İş gücü piyasalarında rekabet ihlallerine yönelik kılavuz' çıkardı. Teşebbüslerin çıktı piyasalarında aralarında yapmış oldukları fiyat tespiti, müşteri paylaşımı, arz miktarının belirlenmesi gibi eylemler nasıl kanunun ihlali ise, teşebbüslerin girdi piyasalarına yönelik olarak yapmış oldukları anti rekabetçi anlaşmalarda kanun ihlali olarak kabul ediliyor. Girdi piyasalarına yönelik en önemli rekabetçi parametrelerin başında ise genellikle çalışan ücret ve koşullarının ve çalışan mobilitesinin kısıtlanmasına yönelik teşebbüsler arası anlaşmalar geliyor. Rekabet Kurulu geçtiğimiz dönemlerde 90'nın üzerinde firma hakkında işgücü piyasalarındaki rekabeti engelleme iddiası ile soruşturma yürüttü.
Peki bankacılık sektörüne yönelik soruşturmada ne olur, derseniz.
4054 sayılı Rekabet Kanunu'nun 4'üncü maddesi açık. Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasak.
Rekabet Kurumu uzlaşma olmazsa ciroların yüzde 10'una kadar ceza kesebiliyor. Bu şu demek?
Rekabet Kurumu'nun soruşturma başlattığı bankalardan karını açıklayanlara baktım. 13 bankadan 9'unun toplam karı 407 milyar TL… Bunun yüzde 10'u kadar ceza kesilse 40 milyar TL eder… Bu soruşturma sonucunda, uzlaşmayla bankalar ve şirketler masaya otursa bile en az 4-5 milyar TL bir ceza söz konusu olabilir. Böyle bir ceza olursa da Rekabet Kurulu'nun kestiği en yüksek ceza olarak kayda girer.
Biliyorsunuz, 2013 yılında Rekabet Kurulu 12 banka hakkında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerinde faiz oranı, ücret ve komisyonların birlikte belirlenmesi konusunda anlaşma veya uyumlu eylem içerisinde bulundukları tespitiyle soruşturma açmış, 1.12 milyar TL ceza kesmişti.
Bu soruşturma sonrasında bankalar ceza alırsa 'rekabet ihlali'nden ikinci kez yakalanmış olacak.