Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ABD ile varılan mutabakat gereği "ortak harekat merkezi" kurma çalışmaları devam ediyor. Merkezin Şanlıurfa'da kurulması ve müzakerelerin EUCOM komutanları ile yapılması mutabakatın başarılı olması konusunda iki taraftaki kararlılığı gösteriyor.
Kademeli olması düşünülen güvenli bölgenin derinliği, genişliği ve kontrolün niteliği hala bilinmiyor.
CENTCOM ve EUCOM arasındaki farkın uygulama sürecine nasıl yansıyacağı muamma. Menbiç örneğinden hareketle ABD tarafının oyalamada bulunacağı kaygısı da güçlü.
Dahası, tarafların öncelikleri değişmiş değil.
Türkiye, YPG'yi bölgeden temizlemekten vazgeçmedi.
Trump'ın 20 mil sözünün tutulmasını istiyor. Suriyelilerin güvenli bölgeye yerleştirilmesini kritik unsurlardan birisi olarak görüyor.
ABD ise Suriye'nin geleceğinin masaya konulduğu dönemde YPG'yi elinde tutmanın derdinde.
Zamanın kendi lehine olduğunun farkında.
O halde bu mutabakatın geliştirilmeye açık, ara bir uzlaşma olduğu söylenebilir.
Aşamalı, ancak her aşamasında gerilim olabilecek bir türden... İki taraf da Fırat'ın doğusunda sahada karşı karşıya gelmek yerine işbirliğini tercih etti. ABD ile masada müzakerenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz artık. Bu yüzden Türkiye askeri varlığını sınırda tutacak ve anlaşmazlık durumunda operasyon yapabilecek konumda kalacak.

***
Güvenli bölge mutabakatı aslında YPG'nin orta ve uzun vadede geleceği konusunda bir uzlaşma içermiyor. YPG için üç ihtimalden bahsedilebilir.
1-Zaman içerisinde YPG'nin meşrulaştırılması.
Bu amaçla ABD tarafının YPG ve PKK arasındaki bağın koparıldığını iddia eden kozmetik dönüşümlerle gelmesi muhtemel. İçeride de "Kürt sorununda diyaloğa dönülmesi" gerektiğini söyleyen "liberal" söylemler öne çıkarılacaktır.
Birkaç sembolik gösterge ile "Suriye'deki YPG oluşumunun PKK aksine ülkemize bir tehdit oluşturmadığı" argümanları pazarlanabilir. Ancak Ankara için Amerikan askerlerinin sınırdaki varlığı ve ortak kontrol YPG'yi meşrulaştıracak bir sonuç üretemez.
Eninde sonunda PKK'nın kolu olan YPG, Fırat'ın doğusundan tasfiye edilmeli.
Aksi durum, YPG kontrolünde otonom bir bölge ya da devletçiği kabullenmek anlamına gelir. İki defa çözüm süreci denenmeseydi içerideki diyalogcuların sözleri belki duyulurdu.Gücün doğasını göremeyen "liberal zihinler" PKK'nın Suriye'de bu denli uygun ortam bulduğunda asla gerçekten silah bırakmayacağını nedense bir türlü anlayamıyor.
***
2-SDG'nin Türkiye- ABD ortak operasyonuyla sahiden dönüştürülmesi.
Bu seçenek daha önce Başkan Erdoğan'ın işaret ettiği bir formüle dayanıyor. YPG komutanlarının, üst düzeyinin tasfiye edilmesi ve alt kadroların Sünni-Arap ve YPG dışındaki Kürt gruplarla harmanlanması... PKK hakimiyetini sürdürecek parametrelerin tüm unsurlarıyla temizlenmesi...
Bu seçenek PKK dahil bütün taraflar için çok zorlu bir süreci gerektiriyor.
Net olan şey ise, Türkiye kendisinin kontrolünde olmayan bir dönüşümden asla tatmin olmaz.
3-Türkiye'nin kademeli olarak YPG'yi Fırat'ın doğusundan temizleyecek diplomatik- askeri süreçte ısrarcı olması. Suriye'deki aktörlerle buna göre pazarlıklar geliştirmesi. Mevcut mutabakat ABD'nin Suriye'den çekilmesi durumunda Türkiye'nin faydasına olacak. Çekilme olmasa da ABD, YPG'yi uzun süre koruyamaz. Rusya ve Esed rejiminin YPG'ye kültürel otonomiden fazlasını vermeyeceği biliniyor. Zira "idari ve askeri otonomi" eninde sonunda Suriye'nin bölünmesi demek. Buna da İsrail hariç hiçbir bölgesel güç, sıcak bakmaz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA