Geçen hafta "Ne olacak bu fahiş okul ücretleri?" başlığıyla yazdığım yazı büyük ses getirdi. Meğer özel okul ücretlerinden dertli olmayan yokmuş.
Bugün konunun iki farklı yönünü daha gündeme taşıyacağım.

Birincisi, veliler verdikleri kamyon yüküyle paranın karşılığını alıyorlar mı? Asla! Özel okullar, LGS ve ÖSS'deki başarı oranlarını çoktan Anadolu liselerine kaptırdılar bile. Sıradan devlet okullarının pek çoğu, özellere nal toplatıyor. Peki özeldekiler vadedilen o mükemmel yabancı dili edinebiliyorlar mı? Asla! Pek çok veli, çocuğuna ekstra ders aldırıp, kursa göndermek zorunda kalıyor. Tıpkı takviye matematik dersi aldırdıkları gibi. (Dördüncü sınıf öğrencileri arasında çarpım tablosunu ezbere bilen yok. Geçenlerde servis beklerken iki özel okul öğrencisi kıştan sonra hangi bahar ayının geldiğini tartışıyordu!) Hem özel okula dünyanın parasını ödeyeceksin hem de ekstra ders parası vereceksin. Oh ne güzel dünya!..
Gelelim özel okul öğretmenlerinin dramına:
Okul yönetimleri milyonları cukkalarken, öğretmen kadrosuna bu paranın zerresini koklatmıyorlar. Asgari ücretin biraz üzerinde ücret alan öğretmenler var. Özel ders vermeye gitmeseler, geçinmelerine imkan yok. Onların mutsuzluğu, sınıfa da yansıyor. Haliyle eğitimin kalitesi ve verimi düşüyor. Bir kaç bin lira fazla veren olursa, öğretmen hemen o okulu terk edip diğerine koşuyor. Özeldeki ilkokul çocukları her sınıfı, hatta her sömestri farklı öğretmenle okumak zorunda kalıyor.
Özetle; özel okul yarası artık dikiş tutmuyor. Devletimizin bir an önce bu işe el atması lazım.
Yok böyle şerefsizlik!
Hindistan, MILAN 2026 Deniz Tatbikatı'na İran donanmasını "şeref konuğu" olarak davet edince, Tahran yönetimi de içinde 230 personel bulunan IRIS Dena firkateynini bölgeye göndermişti. O sırada ABD ile İsrail, İran'a savaş açtı. Firkateyn ülkesine dönmek için yola çıktı. Direğine de beyaz bayrak çekti. Deniz hukukuna göre beyaz bayrak "Ben savaş dışındayım, çatışmanın içinde değilim" demekti. Böyle bir hedefe saldırmak, kesin bir savaş suçuydu. Peki ne oldu?
Hindistan, firkateynin koordinatlarını yani kesin yerini ABD'ye bildirdi. Nükleer denizaltılardan biri pusuya yatıp, beyaz bayraklı IRIS Dena'yı iki torpidoyla batırdı. O sırada oruçlarını açmak için iftar sofrasında bulunan 130 denizciden 87'sinin cesedine ulaşıldı, 43'ü ise halen kayıp... "Şeref konuğuna" yapılan "şerefsizliğe" bakar mısınız? Bunu niye mi yazdım? Pakistan'a yakınlığımız nedeniyle her fırsatta bizi küstahça tehdit etmeye yeltenen Hindistan'ı daha iyi tanıyın diye...
Yalnızlığı paylaşmak
Dikkat ettim de ramazan temalı televizyon reklamlarının çoğu, yaşlılarımızın yalnızlığı üzerine.
Her zamankinden daha çok alışveriş yapan teyzemize market çalışanları "Hayrola?" diye soruyorlar, o da "İftara çok önemli misafirlerim var" diyor. İftar vakti bir de bakıyoruz ki teyzemiz elinde yemeklerin olduğu tepsi ile marketten içeri giriyor. Meğer tüm o hazırlık, market çalışanları içinmiş.
Kızılay görevlileri, koca köyde tek başına ikamet eden amcamıza ramazan kolisi getiriyorlar. Amca onları iftara davet ediyor. Düşünmeden kabul edip, birlikte sofraya otururlarken, amcamızın yüzünden yıllar sonra tek başına oruç açmamanın mutluluğu okunuyor.
Ramazan "paylaşma" ayı. Sadece yiyeceği, içeceği, parayı, pulu değil. Yalnızlığı da...
Acaba diyorum, giderek yaşlanan toplumumuzda bu işi sadece yılın tek ayının omzuna yüklemesek mi?
Gaf'let kürsüsü
Irak'ta ailesiyle tartışan adam kendi evine roket attı. Sanki bölgede yeterince şiddet ve yıkım yokmuş gibi...

Zap'tiye
Kuzey Kore Lideri Kim Jong Un'un mahzun halleri yüreğime dokunuyor. Bari boş araziye bi tanecik füze attırın adamcağıza...

Ne demiş?
"Dere kenarına ağaç dikme, sel için. Ahir ömründe genç eş alma, el için." (Anonim)