İletişim Başkanlığı'nın yaptığı paylaşımdaki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözleri, "Cumhuriyet döneminin en önemli kilometre taşlarından biri, dosta düşmana ulaştırılan en net ve en cesur manifesto" olarak şimdiden tarihe geçti.
Cumhurbaşkanı'nın bu sözlerini özellikle altımızı oymak için fırsat kollayan düşmanların tekrar tekrar okumasında fayda var.

■ "Nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak, kıyamete kadar hür yaşayacağız."
■ "Kriz anlarında kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Tam tersine krizlerin çözümü için risk alan, taşın altına elini koyan bir devletiz, böyle bir hükümetiz."
■ "Türkiye'ye el uzatanın eli yanar, dil uzatanın dili yanar. Topraklarımıza göz diken olursa ona da hodri meydan demekten çekinmeyiz."
Oh be, dünya varmış!.. Yıllardır uluslararası ilişkilerde "mıy mıy" siyaseti yürütenlerden, ABD'nin elinde kukla olanlardan, pısırıklardan, eziklerden sonra öyle iyi geldin ki sayın Cumhurbaşkanım...
Yukarıdaki sözleri özellikle "İran'dan sonra sıra Türkiye'de" diye boş hayal kuranların iki kere okumasında fayda var.
Unutmayın, burası tüpteki kaçağı çakmakla kontrol edenlerin, hayatında ilk kez yakından gördüğü tankın nasıl çalıştığını 10 dakikada çözüp, kışlasına geri götürenlerin ülkesi...
Akıllı olun!

Futbolumuzun derdi: Vizyonsuzluk
Köşemizin demirbaşlarından Ali Uygur, futbol markamızın günden güne değer kaybetmesini harika bir şekilde analiz etmiş:
"Yüksel Bey'ciğim dünya futbolunun en parıltılı yıldızlarını çimlerimize indirsek, taktik dehası antrenörleri kulübeye yerleştirsek, hatta yabancı kuralını tamamen ortadan kaldırıp 11 yabancıyla sahaya çıksak dahi, makus talihimizi yenemiyoruz. Sorun ayaklarda değil, zihinlerin ördüğü o görünmez duvarlarda saklı. Edirne'den öteye geçmek, sadece bir coğrafi sınır meselesi değil; bir vizyon, bir sistem ve bir süreklilik mücadelesidir. Bizler, o sınırı geçmek yerine, kendi iç kalemizde birbirimizi kuşatmayı tercih ediyoruz. Bir tek Galatasaray'ın Avrupa arenasındaki direnci kalmıştı, onu da Liverpool karşısında Ansfield'in çimlerine gömdük. (Samsunspor'a da onurlu mücadelesinden dolayı teşekkürler)
Oysa mesele sadece bir kulübün başarısı değil, bir futbol ikliminin kurumuş olmasıdır. Ortada büyük bir yanlışlık, devasa bir sistem hatası var. Ancak biz, köklü sebepleri masaya yatırıp radikal çözümler üretmek yerine, kendi iç çekişmelerimizin dar koridorlarında kayboluyoruz."
Biraz ayıp olmuyor mu?
Muharrem Akduman dostumuz yine takipte:
"Yüksel'ciğim, marketler, fiyat oyunları ile maalesef vatandaşı daha fazla para harcaması için resmen kandırıyor.
Olacak şey değil... Az önce Migros'ta idim. Küçük bir çocuk, annesi ile gelmiş. Ülker Kek'te bir çekiliş varmış. 75 TL.'lik alana çekiliş hakkı veriliyormuş. Bir adet almışlar ve kasaya geldiler ancak katılamadılar çekilişe. Neden? Çünkü fiyat öyle profesyonelce ayarlanmış ki... 74.95. Yani 5 kuruş eksik fiyat koymuşlar ki, vatandaş iki adet alsın diye. Çok ayıp, çok yakışıksız... Kadın 75 TL.'yi zor tamamladı zaten.
Şimdi eve geldim, Genel Müdür Özgür Tort'a yazdım. 'Olmaz böyle şey, ayıptır' dedim. Sevgiler..."
Gaf kürsüsü
Tansu Sarı'dan bir ihbar daha: "Ünal Aysal geldiğinde Fenerbahçe'nin kaç santrforu vardı?" (SZC TV'de Erman Toroğlu, Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran'ı Ünal Aysal yaptı)
Zap'tiye
Ankara'yı, İzmir'i, Bodrum'u susuz bırakan CHP, Lüksemburg'a deniz getirdi!..
Ne demiş?
"Biz saymayı fasulye ile öğrenen nesiliz. Kimi fasulyeden sayacağımızı iyi biliriz." (Sanal medyadan)