Farkında mısınız, "yıldız" yaratmakta son yıllarda büyük bir sıkıntıya düştük. Etrafta ünlü çok ama milletin yüreğine gerçekten taht kuran isim yok. Son Süperstarımız Ajda Pekkan 80, Megastarımız Tarkan 53 yaşında. Sezen Aksu 73'üne girdi, Kenan Doğulu 53'üne...

Sinemamızın son "yıldızlarından" Türkan Şoray 80'i devirdi. Hülya Koçyiğit 78'ine bastı. Yahu Hülya Avşar bile 62 yaşında, ne diyorsunuz siz?

Dijital hayat, şöhretin raf ömrünü bir hayli kısaltmış görünüyor. Tek şarkıyla internette şöhrete ulaşmak kolaylaştı belki ama onu sürdürmek ve kalıcı kılmak aynı oranda zorlaştı. En iddialı yeni şarkının ömrü 3 ay, en baba dizi bir sezonu zor çıkarıyor. Söyleyin bana; son yıllarda yüreğinize dokunan, tekrar tekrar izlemek istediğiniz kaç sinema filmi sayabilirsiniz? Son 40 yılda halkın "Kral", "İmparator", "Baba", "Kraliçe", "Sultan", "Diva" unvanını verip, bağrına bastığı bir tek sanatçı çıktı mı?

Dikkat edin, reklam dünyası da son zamanlarda "kalıcı" şöhretlere bel bağladı. Alışveriş sitesi reklamında Bülent Ersoy, bisküvinin reklam filminde Ajda Pekkan, yatak tanıtımında Hülya Avşar oynuyor.
Belli ki şov dünyasında "kalıcılık" sadece eskilere özgü bir meziyet oldu. Bence yenilerin şapkalarını önlerine koyup düşünme zamanıdır...

Otomobil TV istiyorum
Tanıyanlar bilir, otomobillere, özellikle de klasik araçlara büyük ilgi duyarım. Hayatımın önemli bir bölümü sanayi sitelerinde hurdaları hayata döndürmek için geçti. En az 20 aracı neredeyse fabrikadan çıktığı haline getirip yeniden yollara çıkardım. Belki çok fazla para ve zaman harcadım ama çok da iyi vakit geçirdim. (Halihazırda 98 model bir cabrioyu ince ince işliyorum, bitmek üzere)
Zamanımın önemli bir bölümünü de ekran başında yabancı otomobil programlarını izleyerek geçiriyorum. Tamirat Tadilat, Araba S.O.S., Hurda Avcıları: Klasik Otomobiller, Gas Monkey's, Son Şans Garajı ve Hurdadan Asfalta favorilerim. İyi biliyorum ki bu tür programların bizim ülkemizde de çok fazla tiryakisi var.
Otomobil bizde sadece bir taşıt aracı olarak görülmez. Kimi için statü sembolü, kimi için rehabilitasyon merkezi, kimi için karısına, sevgilisine rakip bir "kuma"dır.
Acaba diyorum, bir girişimci çıkıp da Türkiye'de bir Otomobil TV kursa, reyting ve reklam geliri açısından zirveye kurulmaz mı?
Ancak bu tür bir kanal için halihazırdaki en büyük engel, reklam yönetmelikleri. Dizi filmlerdeki otomobillerin logoları bile siyah bantla kapatılırken, benim gibi otomobil tutkunlarının tematik kanal hayalinin gerçekleşmesi için öncelikle bu yönetmeliklerin biraz yumuşatılması gerekiyor.

Yok devenin nalı!
Kusura bakmayın ama bu yazıya başka bir başlık yakışmazdı. Chanel'in sadece topuk kısmından ibaret yeni ayakkabı modeli 90 bin lira etiketle piyasaya çıktı.
İlk bakışta gerçekten de nal gibi görünen, korumasız, korunaksız, taşlara, cam kırıklarına ve çivilere karşı savunmasız, üç kere üst üste giydiğinizde sistit (İdrar yolları iltihaplanması) garantisi veren, görenlerin "Hepsini almaya paran mı yetmedi?" diye soracağı ayakkabıya 90 bin lira verip alanların, en az ayakkabı kadar "noksan" olduklarını düşünüyorum.
Siz ne dersiniz?

Zap'tiye
"Sıra Türkiye'de" diyenler bu fotoğrafa iyi baksın. Tüp dolu kamyona kaynak yapanlarla savaşmak istiyor musunuz gerçekten?
Şeref kürsüsü
Mardin'deki köyüne 10 milyon dolar yatırımla fabrika kuran Berdan Mardini'ye bir alkış da bizden.
Ne demiş?
"Cevapları olan kişiyi dinlemeyin, soruları olan kişiyi dinleyin." (Albert Einstein)