Cumartesi günü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın düzenlediği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan hanımefendinin de katıldığı Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Toplantısı için Haliç Kongre Merkezi'ndeydim.
Öncelikle şunu söyleyeyim; ülkemizin en önemli, en ivedi çözüm bekleyen iki problemi, ailenin korunması ve yaşlanan nüfustur. Bu nedenle çözüme yönelik 10 yıllık vizyonun açıklandığı, aile ve nüfus ile ilgili sorunların giderilmesinin öncelikli bir devlet politikası haline getirildiği bildirge son derece önemliydi

Meseleyi ilk kavrayan ise ta 2007 yılında "Her aileye en az üç çocuk gerekir" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'dı. Ne var ki bu önemli saptaması, muhalefet tarafından eleştiri konusu oldu. Ama zaman Erdoğan'ı haklı çıkardı. Şimdi başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünya, nüfus artış hızını arttırabilmek için çareler aramaya başladı.
Diğer yandan ekonomik şartlar yüzünden çocuk sahibi olmak istemeyenlerin bu mazereti de devlet eliyle ortadan kaldırılıyor. Gençlere evlilik kredisi, yeni evlilere TOKİ aracılığıyla konut desteği, yeni doğanlara devlet desteği, anne ve babalara ücretli doğum izni sürelerinin arttırılması gibi teşvikler, bu konudaki karşıt argümanı çürüttü.
Toplantıda sahneye yansıtılan iki motto ise yüreğime umut saldı:
"Aileyle köklenen, nüfusla güçlenen, istikbale yükselen Türkiye."
"Türkiye'nin ritmi durmayacak, hikayemiz yarım kalmayacak."
Haydi inşallah...
Tahammül olmayınca
Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Toplantısı sırasında konuşmacıları dinlerken bir yandan da insanları evlilikten ve dolayısı ile çocuk yapmaktan uzaklaştıran nedenleri düşündüm. Zira boşanmaların oranı, yeni evlilikleri geride bırakmış, bu nedenle nüfus artış hızımız da 1.4 gibi son derece kritik bir düzeye gerilemişti.
Bana göre evliliklerin ömrünü azaltan en önemli faktör tahammülsüzlük. İnsanımız giderek daha sabırsız, sebatsız ve sadakatsiz hale geldi. Trafikten, iş hayatına, eğitimden spora kadar hemen her alanda tahammülsüzlüğümüz arttı. Hoşgörüyü terk edeli uzun zaman oluyor. İnsanları olduğu gibi kabul etmeyi ve empati yapmayı da... Bir evliliği kurtarmak için asgari çaba harcamak yerine ilk fırsatta boşanmak için avukata koşuyoruz.
Tahammülsüzlük illetinden kurtulmadığımız taktirde aileyi de nüfusu da korumamız mümkün olmayacak.
Ne oldu bu gençlere?
Ana haber bültenindeki görüntüler bittiğinde kendimi koltuğumun kolçaklarına tırnaklarımı geçirmiş halde buldum.
15-16 yaşlarında iki genç, sokakta yatan yaşlı adamın önüne geliyorlar. Onu uyandırıp önce saçma sapan dans hareketleri yapıyorlar. Görüntüleri çeken, arkadaşına talimat veriyor: "Kafasına yapıştır tekmeyi de kaçalım." Arkadaşı tüm gücüyle adamın kafasına tekme atıyor. Zavallının bağırıp, yardım isteyecek takati bile yok, çaresizce başına gelene razı oluyor. O mahlukatlar ise güle oynaya uzaklaşıp, bir de marifetmiş gibi görüntüleri sosyal medyada paylaşıyorlar.

Yok, yok, bu çocuklara, gençlere bir şey yaptılar. Havadan sprey mi sıktılar, yediklerine, içtiklerine bir şey mi karıştırdılar? Kullandıkları her neyse; vicdanı, bünyelerinden çekip, kalplerine kötülük tohumları ektiler.
Bunu uzaktan kumandayla mı yoksa gizli dijital algoritmalarla mı yaptılar bilmiyorum ama başarmış görünüyorlar.
Zap'tiye
Bombeli pencere demirlerinin sırrı çözüldü!..

Gaf kürsüsü
Sanatçı Mustafa Keser sahnede "Kayserili ile Yahudi bir. Yanlış anlaşılmasın hesap kitap anlamında" deyince Kayseri milletvekilleri konserini iptal ettiler.
Ne demiş?
Adama "Evvelim sen oldun, ahirim sensin" yazdıranla, "Aşkm sn çk svyrm ya şapşik" yazdıran aynı aşk olabilir mi? (Sanal medyadan)