Baştan söylüyorum bu yıl kadınların yılı, rekorların yılı ve güzel haberlere ihtiyacımız olduğu için kutlanmayı bekleyen henüz yaşanmamış birçok güzelliğin yılı. Bu yıl Kış Olimpiyatları'nda sadece spor konuşmayacağız. Cesareti, eşitliği, direnci ve umudu konuşacağız. Her şeyden önemlisi buz pistlerinde cam tavan sendromlarının kırıldığını göreceğiz.
Buz pistlerinde, dağ yamaçlarında, kayak izlerinde bir şey daha yazılacak: Kadınların tarihe bıraktığı güçlü imza. Cortina d'Ampezzo ikinci kez olimpiyatlara ev sahipliği yapıyor: 1956'da, oyunların yedinci edisyonu tamamen İtalya'daki Dolomitler'de bulunan bu kış sporları merkezinde düzenlenmişti. Toplamda 90'dan fazla ülkeden yaklaşık 2 bin 900 sporcu toplam 116'şar altın, gümüş ve bronz madalya için mücadele edecek. Olimpiyatlar'daki en büyük ekip 232 sporcuyla ABD'in, Almanya ise 188 sporcuyla katılıyor; bu, kış olimpiyatları tarihinde Almanya için bir rekor. Türkiye ise altısı erkek, ikisi kadın olmak üzere toplam sekiz sporcuyla İtalya'daki oyunlarda boy gösterecek.

BU ZİHNİYET DEVRİMİ
Kış Olimpiyatları 1924'te başladığında tabloda büyük bir adaletsizlik vardı. Yaklaşık 275 erkeğe karşılık sadece 11 kadın atlet. Kadınlar vardı ama görünmezdi. Katılıyorlardı ama temsil edilmiyorlardı. Vardı ama yok sayılıyorlardı. Aradan geçen yüz yılda dünya değişti.
Ve kadınlar, buz gibi zeminlerde ateş gibi izler bırakarak geldi. IOC'ye göre 2026 Kış Olimpiyatları'nda yaklaşık bin 300 kadın atlet yarışacak. Bu sadece bir sayı değil. Yüz yıllık bir yürüyüşün varış noktası. 116 madalya töreninin 50'si kadınlar kategorisinde.
12 madalya ise kadınlar ve erkeklerin birlikte yarıştığı müsabakalarda verilecek. Yani kadınlar, tüm yarışmaların yüzde 53,4'ünde yer alacak.
İlk kez çoğunlukta olacaklar. Sadece pistte değil, tarihin merkezinde. 16 disiplinden 12'sinde kadın ve erkek atlet sayısı eşit. Bu da başka bir rekor. Ama aslında bu bir istatistik değil, bir zihniyet devrimi.

TAKİP ETMENİZİ ÖNERİRİM
Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin başına ilk kez bir kadın geçti. Kirsty Coventry. Bu, yalnızca bir başkanlık değil. Bu, kadınların artık sadece yarışmadığını, yönettiğini de gösteriyor. Kuralları koyan masada da olduklarını gösteriyor. Cam tavan sendromları buz pistinde kırılacak bu yıl. Kadınların kazandığı her madalya, sadece bir spor zaferi değil… Bir kız çocuğunun "Ben de yapabilirim" demesi demek. O yüzden bu yılki olimpiyatları takip etmenizi öneririm.

MELANIA NEDEN BU KADAR MERAK EDİLİYOR?
Melania Trump belgeseli 'Melania', ön gösterim tahminlerini aşarak bin 778 salonda 7,04 milyon dolar hasılat elde etti. Gişe yarışında üçüncü sıraya yerleşti. Üstelik bu başarı, müzik ya da konser teması taşımayan belgeseller için nadir görülen bir açılışa işaret ediyor. Rakamlar, filmin sinema yolculuğuna güçlü bir giriş yaptığını söylüyor. Asıl soru şu: Bu merak nereden geliyor?
Birincisi, Melania figürü uzun zamandır kamusal alanla özel alan arasında gizemli bir yerde duruyor. First Lady olduğu dönemde de, sonrasında da kendisini açıkça anlatan, iç dünyasını doğrudan paylaşan bir portre sunmadı. Sessizlik, kontrollü duruş ve mesafe… Modern medya çağında "her şeyini paylaşma" baskısına karşı neredeyse ters bir pozisyon. İşte bu mesafe, onu merak edilir kılıyor. İnsanlar, hakkında az şey bildikleri kişilere daha çok bakmak istiyor. Belgeselin izleyici profili de bu merakı doğruluyor. Demografik veriler, filmin ağırlıklı olarak 45 yaş üstü kadın izleyiciler tarafından tercih edildiğini gösteriyor. İzleyicilerin yüzde 72'si kadın, yüzde 83'ü ise 45 yaşın üzerinde. Bu kuşak, Melania'yı sadece politik bir figür olarak değil, 'kendini konumlandırma' ve 'kimliğini koruma' mücadelesi veren bir kadın olarak okuyor. Film CinemaScore'da 'A' alırken, Rotten Tomatoes'ta eleştirmen ortalaması yalnızca yüzde 10. Bu uçurum, belgeselin 'beğenilip beğenilmemesinden' çok, 'izlenip izlenmemesi gerektiği' tartışmasını gündeme getiriyor. Yani İzleyici şunu söylüyor: "Belki belgesel olarak tartışmak doğru değil ama izlemek zorundayım."