Algoritma kadar varsın, yoksa yoksun. Teknoloji çağının en ağır cümlesi bu olabilir. Eskiden iyi yazarsan okunurdun, doğru haber yaparsan güven kazanırdın, emek verirsen karşılığını alırdın. Şimdi önce algoritmanın gözüne gireceksin. Çünkü görünmüyorsan, neredeyse hiç olmamışsın demektir.
Hah işte benim meselem de tam burada. Ey Google bu hafta duyduklarım hiç olmadı.
Algoritma mı olurmuş böyle? Bir içeriği öne çıkaran, diğerini görünmez kılan; neyin okunacağına, neyin konuşulacağına, hatta neyin gündem olacağına karar veren bir sistem düşünün. Bir bakıyorsunuz, saatlerce emek verilmiş özgün bir haber aşağıda; kopyala-yapıştır yapılmış, provokatif içerik tepede. Sonra da adına 'arama deneyimi' diyoruz.

Yaklaşık 300 Fransız gazetesini temsil eden bir federasyonun, Google'ın yapay zeka tarafından oluşturulan yeni arama sonucu özetleri nedeniyle Fransa Rekabet Kurumu'na şikayette bulunması bu yüzden önemli. Çünkü mesele artık yalnızca "Google haberimizi kullandı" meselesi değil.
Mesele, haberin üreticisi ile onu dağıtan teknoloji platformu arasındaki güç ilişkisinin nereye evrildiği. Reklam gelirleri düşerken medya kuruluşları ayakta kalmaya çalışıyor; diğer tarafta teknoloji şirketleri, haberin kendisini kullanıcıya göstermeden özetleyebiliyor. İçeriği üreten başka, okuyucuya ulaştıran başka, parayı kazanan başka.
Türkiye'de de benzer bir tartışma var. Arama sonuçlarında provokatif içerik üreten, hatta 'kopyala-yapıştır' habercilikle ilerleyen bazı sitelerin görünürlük kazanması iddiaları, medya açısından çok daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Google gerçekten kaliteli içeriği mi ödüllendiriyor?
Artık içerik merak uyandırmak için değil, tıklanmak için üretilir oldu. Sonra herkes birbirine bakıp "Neden bu kadar kötü haber var?" diye soruyor. Çünkü Google kötü haberi görünür kılıyor da ondan.

Bir de işin ironik tarafı var. Rusya'da Telegram ve Google'a, yasaklı paylaşımların kaldırılmadığı gerekçesiyle toplam 26 milyon ruble ceza verilmiş. Daha önce YouTube, Instagram, X ve TikTok da çeşitli para cezalarıyla karşılaşmış.
Teknoloji devlerine para cezası kesiyoruz ama sistemin kendisini değiştirmiyoruz. Bir anlamda "Bir daha yapma" deyip faturayı masaya bırakıyoruz; algoritma da yoluna aynen devam ediyor.
Üstelik Google Haritalar da ayrı bir başlık. Orada da tek beklentimiz çok büyük değil: Lütfen olmayan yolu bize varmış gibi göstermeyin. Bir insanın hayatını algoritmaya teslim ettiği noktada en azından navigasyonun "300 metre sonra sağa dön" dediği yerde gerçekten bir yol olsun.
Asıl mesele Google değil yalnızca. Asıl mesele, görünürlüğün özel şirketlerin algoritmalarına emanet edildiği bir dünyada yaşıyor olmamız.
İşte bu, teknolojik ilerlemenin en rahatsız edici paradoksu.
Dünyanın bilgiye erişimini kolaylaştırdık. Sonra bilginin kapısına bir algoritma koyduk.
Şimdi de kapıda bekleyip onun bizi içeri almasını bekliyoruz.
Algoritma kadar varsın. Yoksa yoksun. Valla bundan daha ağır bir çağ tanımı zor. Bu arada Google'a da kırgınım. Algoritma işini düzeltmezse de başka arama motorlarıyla yoluma devam edeceğim.

FRANSA'DA ALINAN KARARA AİLELER TEPKİLİ!
ABD ve İngiltere, dijital dünyanın zararlarına karşı mücadele edip birçok yasak getirirken Fransa ilginç bir kararla karşımıza çıktı! Fransa'nın en yüksek yargı organı olan Anayasa Konseyi, 15 yaşından küçük çocukların sosyal medyaya erişimini engelleyen düzenlemeyi ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle geri çevirdi. Elbette ifade özgürlüğü kutsaldır; ama 12 yaşındaki bir çocuğun gece 02.00'de TikTok'ta üç saat boyunca kaydırma özgürlüğünü anayasal bir kazanım gibi savunmak da çağımızın en Fransız tartışmalarından biri olabilir. Bir yanda evlatlarını korumaya çalışan Fransız anne babalar varken bir yanda da tüm dünyanın büyük sorun olarak gördüğü zehirli dijital platformlara alan açan bir karar var. Çocuğu korumaya çalışırken ifade özgürlüğünü kısıtlamayın deniyor; peki çocuğu kim koruyacak? Fransa'daki aileler, bu karar sonrası büyük bir endişeye kapıldı ve tepkilerini göstermeye başladılar. Acilen bu yanlıştan dönülmeli.