Sonra bana soruyorlar "Yazdığın her şey gerçekten başına geliyor mu?" diye.
Ben her tür acayipliği mıknatıs gibi çekerim, o yüzden de evet yazdıklarımın hiçbiri kurgu içermiyor.
Bakın şimdi yukarıda sözünü ettiğim 'Çınar Ağacı'nı Çeşme'de izledim.
Sezon dışı, üstelik hafta içi...
Sokaklarda bile kediler köpekler ve benim gibi az sayıda kasabalıdan başka kimse yok.
Dolayısıyla sinema salonunun da dolu olmasını beklemiyordum zaten.
BOŞ SALONDA YAN YANA...
Ama biletimi alıp içeri girince, beni şahane bir sürprizin beklediğini gördüm. Yıllardır hayalini kurduğum o anı, sonunda yaşayabilecektim. Çünkü içeride benden başka kimse yoktu.
Ben sinemada filmi, sağımda solumda konuşan, her sahneye yorum yapma ihtiyacı hisseden, telefonuyla haşır neşir olan, çatır çutur popcorn yiyen insanlarla izlemekten acayip rahatsız olan biriyim.
Ayrıca o kadar eğitimini gördük; '7'nci sanat'ı çok ciddiye alırım ve konsantrasyonumu bozacak en ufak bir etki olmasın isterim. İşte bu yüzden hep hayal etmişimdir bir başıma film izlemeyi.
Neyse, "İşte sonunda dualarım kabul oldu" derken ve tam film başlamak üzereyken kapı açıldı ve içeri iki teyze girdi.
Önce şöyle bir durdular. Bomboş salona uzun uzun baktılar, baktılar ve bilin bakalım ne yaptılar?
Evet, gelip yanıma oturdular! Koca salon boş ve biz üç kadın Harran'da çömecek yer bulamamış gibi yan yana oturuyoruz.
Bir de teyzeler Levanten çıktı, bıdır bıdır başladılar aralarında Fransızca konuşmaya.
"Hadi kızım Öncel" dedim, "Topla pılını pırtını, geç en arkaya".
Çekerim ben çekerim. Mıknatısım çok güçlü benim.