Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Erken Cumhuriyet, entelektüel olarak "asır sonu" dünyasının çocuğudur. CHP bu entelektüel ortamın yaratıcısı olmayıp onun ürünüdür. Bu nedenle tek parti CHP'sini dine karşı tavrı nedeniyle eleştirmek anlamlı değildir. Gereken bunun kendi bağlamında tarihselleştirilmesidir

CHP'nin Tek Parti Dönemi'nde dine yaklaşımı üzerine ivme kazanan tartışma, söz konusu ilişkinin tarihî bağlam ve düşünsel çerçevesini göz ardı etmesi nedeniyle, "baskı ve yasakçılık" kavramları etrafında gerçekleşmektedir.
Tek parti rejimlerinin doğaları icabı "baskıcı ve yasakçı" olmaları nedeniyle, CHP'nin 1946 öncesinde bu tür siyasetler uygulamış olduğunu söylemek bize yeni bir bilgi sunmaz. Buna karşılık, CHP'nin tek parti olarak dine yaklaşımının nasıl bir dünya görüşünün ürünü olduğunu anlayarak, onu kendi bağlamında tarihselleştirmemiz ciddî katkılar sağlayabilir.
Lider kültü ile pekiştirerek, "kendimize özgülük" yaklaşımı çerçevesinde kavramsallaştırdığımız Tek Parti ideolojisi, düşünsel temelleri açısından asır sonu (fin-de-siecle) dünyasının çarpıcı ürünlerinden birisi idi. Bu anlamda Tek Parti ideolojisi "milliyetçi" ama "millî" olmayan bir yaklaşımı dile getiriyordu ve zannedilenin tersine "kendimiz"den neredeyse hiç etkilenmiyordu.

Materyalist bir nesil

Asır sonu dünyasının en büyük özelliği materyalizmin entelektüel zaferine duyulan inanç idi. Materyalizmin geçmişi oldukça eski dönemlere gitmekle birlikte, bir düşünce akımı olarak entelektüel tartışmanın temel aktörlerinden birisi olması, on sekizinci asırda gerçekleşmişti. Ama bu materyalizm ya da ona dayanan pozitivizm benzeri düşünce akımları, son tahlilde, din karşıtı "felsefeler"di.
Buna karşılık bir materyalist yaklaşım olan on dokuzuncu yüzyıl "bilimciliği," dini felsefe olarak değil "bilim" olarak karşısına alarak o zamana kadar ancak dinlerin sağlayabildiği bir "entelektüel üstünlük" kurmuştu. Darwin'in kuramı bu anlamda "tabuta çakılan son çivi" idi. Popüler seviyede Alman vülger materyalizmi ortalığı kasıp kavurur, kitap ve dergileri yüz binlerce satarken, onu sığ bulan Marksistler de dine karşı ayrı bir cephe açıyorlardı.
Kurumsal düzeyde "din" bu üstünlük altında ezildi. İnsanlık tarihinde "din" ilk kez kendini böyle bir entelektüel pozisyonda buluyordu. Dinî kurumlar tartışmayı "felsefî" düzeyde yaparken, materyalistler "deneysel bilimin verileri" adına konuşuyorlardı. Darwin'in Bulldog'u Thomas Henry Huxley ile Psikopos Samuel Wilberforce'un başrolleri paylaştıkları 1860 Oxford evrim tartışması, asrın sonlarında basında yeniden inşa edildiğinde, çizilen resim "bilimin ışığı karşısında ezilen hurâfât savunuculuğu" oluyordu.
Leo XII'ün Summa Theologica'nın yeni baskısını hazırlatması, Tyndall'ın fizik, Lyell'in jeoloji ve Tylor'un antropolojiyi Darwinizm ile eklemleştirmesi karşısında fazlasıyla cılız bir cevap niteliği taşıyordu. Sosyoloji zaten din için "kayıp alan" haline gelmişti. Sadece Fransa'da değil, dinin en etkili olduğu ABD'de bile en önemli sosyolog kabul edilen Lester Frank Ward tarafından Iconoclast dergisiyle dine karşı savaş açılıyordu.
"Din" edebiyat ve sanat üzerindeki etkisini de fazlasıyla kaybetmişti. Matthew Arnold'un İncil'in İlyada gibi edebî bir metin olarak okunması önerisi yaygın kabul görüyor, Zola'dan Samuel Butler'e ulaşan "çok okunanlar" listesindeki eserler materyalist mesajlar veriyor, H. G. Wells'in kurgubilim hikâyeleri aynı tezleri kitlelere popüler düzeyde aktarıyordu.

Bizde asır sonu

Erken Cumhuriyet'in kavramsallaştırdığının aksine, son dönem Osmanlı entelektüel hayatı hiç de "hurafât" denizinde boğulmuş bir "ümmet"inkine benzemiyordu. Tam tersine bir Osmanlı "asır sonu" entelektüel tartışması yaşanıyor ve bu da Avrupa'da gerçekleşenden fazlasıyla etkileniyordu.
Tabiî din karşıtı tezler olanca açıklığıyla dile getirilmeyerek genellikle "itikâdâtı bâtıla"ya yönelik eleştiriler biçiminde kaleme alınıyordu; ama materyalizm eğitimli sınıflar arasında kendisine oldukça fazla taraftar buluyordu. Büchner o denli popüler hale gelmişti ki, yabancı dil bilmeyenler bile kütüphanelerine "ilmihâl" dahi sokmayacaklarını iftiharla söyleyen gençlerin yardımıyla anlamaya çalıştıkları Madde ve Kuvvet'e âyât ve ehâdis yardımıyla cevap vermeye çalışıyorlardı.
Materyalistler tarafından cevaba lâyık bulunmayan bu eleştiriler, eğitimli kitlenin önemli bir kısmı üzerinde Wilberforce-Huxley tartışmasına benzer bir etki yaratıyordu. Onlara göre bir tarafta "bilimin aydınlığı" diğer tarafta "hurâfât" vardı. 1908 sonrasında İctihad mecmuasının Meşihat'a karşı açtığı, 1853'te kolera salgınına karşı Edinburg Kilisesi'nin bir günlük oruç tutulması teklifine karşı doktorlar tarafından başlatılan kampanyayı andıran, dua aleyhtarı savaş da bu kimseler tarafından destekleniyordu.
Din Osmanlı dünyasında pek çok Avrupa toplumuyla kıyaslandığında çok daha etkiliydi. Buna karşılık materyalistlerin tezleri eğitimli sınıf üzerinde etkili yapıyor, entelektüel tartışmada üstünlüğü kazanmalarına neden oluyordu. Sadece eğitimli sınıflara bakıldığında Arap vilâyâtı dışında "asır sonu" Osmanlı entelektüel tartışması daha düşük bir seviyede yapılması dışında Avrupa'dakinden fazla farklılık göstermiyordu.
Bu sınıflar üzerinden büyük resim incelendiğinde Osmanlı toplumunun Madde ve Kuvvet'in iki seneden kısa bir süre içinde 2,250 adet sattığı, Meb'usan riyâsetinde bir pozitivistin oturduğu, dergi yazısı kaleme alan generalin İslâmiyet hakkında "1,300 sene evvel" "çölde," "çöl için yapılmış kavânin ve nizâmat" yorumunu yaptığı, en önemli hikâyecinin Alman materyalistleri dâhiler olarak sunduğu bir yapı olduğu görülüyordu.
Erken Cumhuriyet, entelektüel olarak bu "asır sonu" dünyasının çocuğuydu. CHP bu entelektüel ortamın yaratıcısı olmayıp, pek çok lideri gibi onun ürünüydü. Dolayısıyla CHP'nin dine karşı aldığı tavır da "asır sonu" dünyasında revaç bulan tezlerin uygulanmasından başka bir şey değildi. Bu liderlerin İstiklâl Harbi sırasında siyasî zorunluluklar nedeniyle İslâmî söylem kullanmış olmaları, bizi onların dünya görüşleri hakkında yanlış yorumlar yapmaya götürmemelidir.

Bir asır sonra asır sonu

Asır sonu dünyasında "din," bilime karşı entelektüel mücadeleyi kaybetmiş, onunla tartışamayacak antik bir felsefe muamelesi görüyor, toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engel olarak kabul olunuyordu. Bu zihniyetin ürünü olan tek parti CHP'sini dine karşı takındığı tavır nedeniyle eleştirmek anlamlı değildir. Gereken bunun kendi bağlamında tarihselleştirilmesidir. Asır sonu dünyasının üzerinden bir asır geçtikten sonra bunu en başta yapması gereken de, bâzı kesimleri hâlâ o dünyada yaşayan, günümüz CHP'sidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN