Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İttihadçılığın yasak, ideolojisinin iktidarda olduğu Mütareke ve Erken Cumhuriyet döneminde Fenerbahçe, İttihadçı resmî spor yapılarının dağılmasından doğan boşluğu doldurarak Türkçü ideolojinin "en fazla müsaadeye mazhar" spor örgütlenmesi haline geldi

Popüler takım projesi için tek alternatif olarak Fenerbahçe kalıyordu. 1907'de Türkçe mu'allimi Enver Bey'in eski öğrencileri tarafından kurulan kulüp ilk senelerinde başarısız olmuş, dört sene lig sonunculuğuna demir atmıştı. Ancak Nurizâde Ziya Bey'in idaresinde 1905-1906 ve 1906- 1907 yılları şampiyonu Kadıköy Kulübü ile birleşen, Üsküdar Kulübü ile de "teşrik- i mesaî" yapan Fenerbahçe adını "Futbol Kulübü"nden "Spor Kulübü"ne dönüştürerek faaliyetini kriketten çim hokeyi, tenisten sutopuna ulaşan bir alana yaymış, 1911-12 sezonunda ise futbol şampiyonu olmuştu.
Fenerbahçe, Galatasaray'ın aksine, Cemiyet'in desteğiyle kozmopolit Pazar ligine rakip olarak kurulan Cuma liginde de oynuyordu. Keşşaf Yoldaşlığı şubesi de Cemiyet tarafından örgütlenmişti. Dolayısıyla Cemiyet Fenerbahçe'yi popüler takımı haline getirme kararı aldı. İttihad ve Terakki'nin "idmancılık" programının yaratıcısı, eski Nafı'a Nâzırı ve sporu Cemiyet adına kontrolü altında tutan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti reisi Hulûsi Bey kulübün başkanlığına getirildi. Hulûsi Bey, basit bir kulüp başkanı olmaktan ziyade Cemiyet'in spor projesinin uygulayıcılarındandı. Nitekim fahrî olarak Fenerbahçe Başkanlığı'nı sürdürürken vali olarak vazife yaptığı Ankara'da ilk futbol kulübünü de kurmuş ve yönetmişti.
Onun ardından kısa süre Saruhan meb'usu Sabri (Toprak)'ın idaresinde gelişen Fenerbahçe harbin son yıllarını Dr. Nâzım Bey'in liderliği altında geçirmişti. İttihadçılığın en önemli simâlarından, 1905'ten itibaren Cemiyet'in örgütlenmesinde en önemli rolleri oynayan, 1914 Batı Anadolu Rumlarının göçe zorlanması, 1915 Ermeni Tehciri'nin de idarecilerinden olan Dr. Nâzım, Türkçe dersi verdiği Cambridge ve İngiltere'de futbolun nasıl aidiyet duygusu yarattığını yakından görmüş, 1908 sonrasında Cemiyet'in gençlik projelerinin merkezinde yer almış, Osmanlı Güç Dernekleri'nin "Büyük Orta" adı verilen yönetim kurulunda çalışmış ve Avrupa'ya Talebe Gönderme Cemiyeti'nin yöneticilerinden birisi olmuştu. Maarif Nazırlığı da yapan Dr. Nâzım'ın başkanlığında Fenerbahçe çok sayıda oyuncusunu Altun Ordu'ya kaptırmakla beraber, başarılı bir dönem geçirdi. En önemlisi kulübün Cemiyet'in spor projesinin içinde olmasıydı.
Fenerbahçe'nin 1913 sonrası taraftar kitlesinin çoğunluğunun Türkçü ideolojiyi savunanlardan oluşması da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu nedenle Fenerbahçe'nin "mavi-beyaz" formasına yapılan "tecavüz" nedeniyle Pazar liginden çekilme kararı alan Rum Setroglos benzeri takımlarla olan müsabakaları Türkçü gösterilere dönüşüyor ve spor dergileri tarafından "Fenerbahçe: 6 Sayı, Setroglos: Hezimet ve Firar" başlıklarıyla kamuoyuna duyurulurken, küfürler, tükürükler altında sahadan kaçan Rum oyuncuların "idman meraklıları tarafından lâzım geldiği vechile teşci edildiği" yorumu yapılıyordu.

Yeni düzen ve F.Bahçe
İttihadçılığın yasak, ideolojisinin iktidarda olduğu Mütareke ve Erken Cumhuriyet döneminde Fenerbahçe, İttihadçı resmî spor yapılarının dağılmasından doğan boşluğu doldurarak Türkçü ideolojinin "en fazla müsaadeye mazhar" spor örgütlenmesi haline geldi. Ancak tüm yapıların rejim tarafından yeni ideolojiye uygun biçimde şekillendirildiği bir düzende bunun tedricen önemini kaybettiğini belirtmek gerekir.
Fenerbahçeli futbolculara maçlardan sonra sigara tutmasıyla hatırlanan Dr. Nâzım, İstiklâl Mahkemesi tarafından Mustafa Kemal (Atatürk)'ü hedef aldığı iddia olunan suikast girişimiyle ilintilendirilerek 1926 yazında asıldı. Ama tıpkı ülke gibi Fenerbahçe'de de iktidar İttihadçıların B takımına geçmişti. Kulüp, Tek Parti rejiminin önemli bir bölümünü bakanlık, başbakanlık ve meclis başkanlığı görevlerinde bulunan Şükrü Saraçoğlu'nun riyasetinde geçirdi.

Zaman durdu mu?
Bütün bu anlattıklarımız sporsiyaset ilişkilerinin değerlendirilmesi, kulüplerimizin tarihî gelişimlerinin anlaşılması alanında bize ilginç ipuçları sunarlar. Ancak günümüz gelişmelerini sadece İttihadçı siyasetlerin devamı olarak yorumlamanın en ciddî sorunu yaklaşık bir asırlık bir sürede toplumda hiçbir değişiklik olmadığını varsaymaktır.
Futbolun geniş kitlelere yayılması, endüstriyelleşmesi, kulüplerin "etnik grup temsiliyeti"nin son bulması, mafya-spor ilişkilerinin derinleşmesi, yeniden çok partili siyasete geçiş benzeri değişimler, fazlasıyla sığ "Yeni İttihadçılık" analizini anlamsız kılar. Bunların da ötesinde Türkiye benzeri "tarihsiz" bir toplumda, değil ortalama Fenerbahçe taraftarının, kulüp yönetim kurulu üyelerinin dahi Hulûsi ve Dr. Nâzım Beylerin kim olduklarını bildikleri şüphelidir.
Değerli okuyucumuzun "diğer konularda anlamlı" analizler ortaya koyduklarına işaret ettiği köşe yazarlarının her vesileyle "İttihadçılık" eleştirisi yapmaları da bu tahlili zorlaştırır. Hooligan saldırganlığında "Tahrir Meydanı" ya da "güçlü bir başkaldırının kimlik kartı"nı görebilen yaklaşım, gerçekte sadece İttihad ve Terakki mensuplarında varolmayan, aşırı aidiyet kaynaklı ve kurum kültüne dayalı bir fanatizmin dile getirilmesidir.
"Yeni İttihadçılık" yerine kullanabileceğimiz bir analiz belki toplumumuzda kurumların "hegemonik" karakter kazanma eğilimi taşıması olabilir ki, bu İttihad ve Terakki'de de varolmakla beraber sadece ona özgü değildir. Bu açıdan bakıldığında "aslında yok birbirimizden farkımız, hepimiz İttihadçıyız" dememiz mümkündür. Gerçek mesele bir asrı aşan süredir her alanda "otoriter," "tecemmüî" ve "hegemonik" yapılar yaratarak, onlar etrafında oluşturduğumuz kültlere âdeta tapınırken, özeleştiriyi "ihanet" olarak kavramsallaştırmamızdır. İttihad ve Terakki ise bu yapıların hatırlayabildiğimiz en eskisinden başka bir şey değildir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN