Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, 2017'deki Davos'ta şöyle demişti:
"Bir gün gelecek, karar alamama, aşırı politik doğruculuk ya da Avrupalıların Ortadoğu'yu, İslam'ı ve 'ötekileri' bizden çok daha iyi bildiklerini varsaymaları nedeniyle, Avrupa'dan çok daha fazla radikal aşırıcı ve terörist çıktığını göreceğiz. Üzgünüm ama bu düpedüz cehalettir."
Zayed'in, BAE'yi İslam'ı daha iyi bilen ve bu yüzden Avrupalı değerli dostlarını Müslümanlara karşı uyaran "iyi Müslüman" rolü büyük beğeni toplamıştı. Bugün bile aşırı sağcı İslam ve Türk düşmanı kişilerce sıklıkla paylaşılan bu sözlerin aslında samimi bir uyarı değil; İsrail'in güvenlik mimarisindeki bir çark olmaya hevesli BAE'nin Avrupa'da uzun yıllardır yürüttüğü örtük bir kara propaganda düzeneğinin uzantısı olduğu ortaya çıktı.
Avrupa Parlamentosu'nun ifşa ettiği gizli belgelere göre BAE, İsviçre merkezli şirketler aracılığıyla Avrupa'da karalama ve algı kampanyaları yürüttü. Gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum aktörleri hedef alındı. Açık suçlama yoktu. Ama "arka plan", "şüpheli ağ", "radikalleşme riski" gibi etiketlerle insanlar işaretlendi.
Bu kampanyaların temel stratejisi son derece tehlikeli. İslam bir inanç, aşırılık ise bir olgu olarak ele alınmıyor. Bilinçli biçimde birbirine karıştırılıyor. Müslümanların kendilerini temsil etme hakkı ellerinden alınıyor. Ardından Batı'ya "alternatif bir İslam" pazarlanıyor. Sessiz, itaatkâr, içi boşaltılmış bir İslam temsili...
Bu anlatıyı yaymak için düşünce kuruluşları, medya organları, konferanslar ve "özenle seçilmiş" sesler fonlanıyor. Mesaj net: "Sorun İslam, çözüm baskı." Böylece hem Batılı güç merkezleri memnun ediliyor hem de otoriter politikalar meşrulaştırılıyor. Her türlü bağımsız İslami ya da ahlaki muhalefet, kolayca şiddetle ilişkilendirilerek kriminalize ediliyor.
Türkiye bu tabloda doğrudan hedef değil gibi görünebilir. Ama gerçekte Türkiye'nin Avrupa'daki etki alanı hedefte. Türkiye ile temas eden akademisyenler, STK'lar, gazeteciler işaretleniyor. Çünkü Türkiye, bu güvenlikçi ve itaatkâr İslam tasarımına uymayan tek büyük Müslüman aktör.
Türkiye'nin belki ismi yazılmıyor ama gölgesi tarif ediliyor: "Ankara etkisi", "siyasal İslam referansı", "arka plan sponsorluğu" gibi muğlak ama zehirli kavramlarla alanı daraltılıyor. Amaç açık: Türkiye ile temas, Avrupa'da bir risk gibi kodlansın.
Türkiye, BAE-İsrail merkezli güvenlik mimarisine uymayan tek büyük Müslüman aktör. Ne Körfez finansına tabi, ne İsrail güvenlik doktrinine entegre, ne de Avrupa'nın "itaat eden Müslüman" tanımına uygun.
Bu anlamda Avrupa Parlamentosu raporu ile BAE'nin Yemen'den Sudan'a çöken boyundan büyük emperyal heveslerinin de kursaklarında kalmasını birlikte okuyabilirsiniz. Zayed'i bu kez de biz uyaralım:
Hayra niyet etmiş Müslümanları çok hafife almayın.