Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HİLAL KAPLAN

‘Ayıp, yapma yavrum’

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Çocuğumuza "hayır" kelimesini kullanmayalım. Onu utandırmayalım. Normal olan yoktur; normal inşa edilmiş bir kavramdır. Çocuğun ne kadar farklıysa o kadar kendine özgüdür. Çocuğun otonomisine saygı duy, özgüvenini aman zedeleme.
Bu gibi komutların günümüz ebeveynlik anlatısında baskın duruma geçtiği aşikâr. Bir nesil, çocuğuna "hayır" demeden büyüttü çocuklarını. Peki bu anlatı kaymasının sebebi neydi? Hep "modern psikoloji" diye lafa girerler ama yanlış; hatta "postmodern psikoloji" bile değil. Bu yaklaşım "post-yapısalcı psikoloji"dir.
Post-yapısalcı psikoloji, insan doğasının sabit ve evrensel olduğu fikrini reddeder. Her şey dil, kültür ve iktidar ilişkileri aracılığıyla inşa edilmiştir. Yani birey "öz" bir benliğe sahip değildir. Fıtrat yoktur. Bilakis toplumsal söylemlerle sürekli şekillenen akışkan bir özne vardır. Bilginin tarafsız olmadığını vurgular. Buna göre "normal" ve "anormal" toplumsal güç dengeleri tarafından üretilmiştir.
Klinik uygulamada bu yaklaşım, özellikle anlatısal (narrative) terapide hayat bulur. Terapist, uzman rolünden sıyrılarak danışanın hayatındaki baskın ve kısıtlayıcı hikâyeleri deşifre etmesine yardımcı olur. Sorunlar kişiselleştirilmek yerine dışsallaştırılır; yani problem kişinin kendisi değil, toplumsal söylemlerin bir ürünü olarak görülür.
Bu süreçte danışan, kendi yaşam öyküsünü alternatif biçimde yeniden yazarak toplumsal normların dayattığı kısıtlamalardan özgürleşmeyi hedefler. "Annen eleştireldi, baban baskıcıydı. Sen de o yüzden böylesin. Kim olursan ol, kendinle barış, aslansın kaplansın" yaklaşımının özü burada yatar.
Günümüzde çocuğunu böyle yetiştiren ebeveynler gittikçe çoğalıyor. Onlara göre çocuk hiç ayıplanmamalı, kendi doğrusunu ve sınırlarını kendisi inşa etmeli, normlar onu endoktrine etmemeli. Dümdüz söyleyeceğim; bunun adı ebeveynlik falan değil, çocuğuna kul köle olmaktır.
Ebeveynin birinci vazifesi çocuğunu yedirip içirmek kadar çocuğunu topluma kazandırmak ve ona kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmektir. Bunu da ancak çocuğa sağlıklı sınırlar çizerseniz başarabilirsiniz. Çocuk, neyin yanlış neyin doğru olduğunu bilmeden büyüdükten sonra ebeveynlikten geriye kalan maruz kaldığı saçmalıklarla savrulmuş bir posadır.
Özgüven, sınır inşası dâhilinde kazandırılır. Sınırlarını bilmeden, ayıp kavramını duymadan, kendisine "hayır" denilmeden büyüyen çocuk fanustaki balıktan farksızdır. Çocuğun iç sesini inşa eden anne-babadır. Kendi içine dönük ses anneyle, toplumun bakışıyla özdeşleşen ses babayla kâimdir. Anne-baba doğru iç sesi oluşturamazsa kontrolsüz başkaları oluşturur. Son trajedi üzerinden biraz ebeveynliğe dair kafa yormalar çoğaldıysa diye on iki yıllık naçizane tecrübem üzerinden buraya da not düşmek istedim.
Velhasıl sınır, kimlik inşa eder. Sınırlarını bilmeyen gerçek anlamda özgür olamaz. Kimlik ise norm öğretilmeden yeşeremez. Suyun akıp yolunu bulması için bile dere yatağına ihtiyaç vardır. Yoksa netice bataklık olabilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA