Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HÜLYA GÜLER

Polonyalı muslukçu metaforu ile usta sorunu

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Patronların bir süredir dile getirdiği ve kısaca usta sorunu olarak ifade edilen yetişmiş eleman eksikliği had safhaya ulaştı. Artık vatandaş da günlük işlerini yaptıracak usta bulamıyor. O kadar ki seçim stresini de attığımız bayram tatilinde, memleketine ya da yazlık evlerine gidenlerin ortak sorunu ustalardı. Çarşı esnafı arasında yer alan camcılar, tesisatçılar ya da elektrikçiler (badana-boya ustalarını bir kenara bıraktım) o kadar yoğun ki büyükşehirlerden yazlık bölgelere usta taşıyanlar var. Usta bulamamaktan şikayetçi bir vatandaşın yakınmasından örnek vereyim. Daha tatil başlamadan geçen yıl yazlıkta iş yaptırdığı camcıyı arıyor, cevap alamıyor. Sonra tatilin ilk günü dükkanına uğruyor, yok. Nihayet telefonla ulaştığında 'evde bir iki iş var bir ara uğrar mısın, hem geçen yıldan borcum var onu da vereyim' diyor. Aldığı cevap çok acayip, "Kalsın abi, şimdi çok yoğunum sonra uğrar alırım."
Yazlığında tadilat yaptırmak için İstanbul'dan ustaları alıp Bodrum'a gittiğini anlatan birini dinlerken içimden, 'yok artık, amma da abartıyor' demiştim. Ama alacağını bile 'zamanım yok' diyerek almaya gidemeyen usta görünce, sanayicilerin isyanını anladım. Çok detaylı araştırmaya gerek yok. Arama motoruna 'usta sorunu' yazıyorsunuz. Sadece bu iki kelime için 3 milyondan fazla sonuç çıkıyor. Başlıklar çok düşündürücü; usta maaşları mühendis maaşlarını geçti, mavi yakalılar beyaz yakalılardan daha yüksek maaş alıyor, çırak bulunamıyor, kıymete binen ustalar arıza çıkarıyor...
Usta ve ara elaman eksikliği ekonomik ve sosyal açıdan çok katmanlı bir konu. Nedenlerden biri hatta en önemlisi yakın geçmişe kadar geçerli olan meslek liselerine yönelik kat sayı uygulaması. Maalesef ara elamanı olmayan bir nesil yetişti. Bugünkü işgücü işte o dönemin sonuçlarıyla yüzleşiyor. Deprem bölgesindeki yeniden inşa hamlesinin başta inşaat olmak üzere pek çok alanda yetişmiş eleman talebini artırdığını biliyoruz. Z kuşağının kolay işlere yönelmesi, fiziksel efor gerektiren işlerden kaçması da bir diğer etken.
Peki, ama her yerleşim yerinin çarşısında mutlaka olan mahallemizin tesisatçısı, elektrikçisi, camcısı ya da ne bileyim marangozu neden bu kadar yoğun. Üşenmedim denk geldiğim dükkanlara uğradım, ustalara sordum. Cevap bilindik, usta yetişmiyor, biraz işi öğrenenler fabrikalara giriyor, bugün bir mobilya işçisi 60-70 bin liraya iş bulabiliyor. İnşaat işçisinin (usta demiyorum dikkat edin) günlük yevmiyesi 2 bin liraları aşmış durumda. Mahalle esnafı o paraları veremiyor. Çırak desen zaten yok. Ne olacak, usta dükkanda tek, yetiştiği yere gidecek, diğerleri bekleyecek.
Konuyu gelişmişlik göstergesi olarak görenler de var. Daha doğrusu gelişmiş ülkelerin bu durumu 50-60 sene önce yaşadığına ve Türkiye gibi ülkelerden göçmen işçi (örneğin Almanya) alarak sorunu aştıklarına dikkat çekenler. Polonya'nın AB'ye girişini hatırlayın. Doğu Avrupa ülkelerinin kendileriyle aynı haklara sahip olmalarına karşı çıkan AB üyesi ülke vatandaşları, Polonyalı Muslukçu ilanlarıyla ikna edilmişti. Beğenmediğiniz işleri onlar yapacak mesajı verilmişti.
Bir süredir Türkiye'de de denk geldiğimiz yabancı işçilerin giderek yaygınlaşması bundan. Bizim beğenmediğimiz işleri yapıyorlar. Küresel mal ticareti ve hizmet ticaretinden aldığımız yüzde 1'in üzerindeki rekor payları daha da artırmamız için bu çözüm şimdilik kaçınılmaz. Kalıcı çözüm ise meslek seçimine erken yaşlarda yönlendirecek güçlü bir eğitim sistemi.
Hepimizin Gabar petrolü ile daha da tatlanan Ramazan Bayramı kutlu olsun...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA