Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'nin değil dünyanın en güçlü kadın CEO'ları arasında gösterilen Güler Sabancı'nın, tasarımı Bülent Erkmen'in elinden çıkan ve editörlüğünü meslektaşım Zeynep Miraç'ın büyük bir titizlikle üstlendiği "Bir Üniversite Var Ederken' isimli kitabı bir solukta okudum.
Başta Sakıp Sabancı olmak üzere Sabancı Holding'in bugünlere gelmesinde Sabancı kardeşlerin büyük payı var. Hal böyle olunca başarılı aile şirketlerinde hep bir sonraki kuşağa kuşkuyla bakılır. İşte en büyük torun ve işi en çok da 'dan öğrenen bu önyargıyı ilk kıran isim oldu. Kordsa'da başlayan iş hayatını ilmek ilmek ördü, çok çalıştı ve sonunda Türkiye'nin en güçlü kadın CEO'su olacak kadar çıtayı yukarı taşıdı. Üstelik Güler Sabancı bunu yaparken, TÜSİAD'ta da uzun yıllar yönetim kurulunda yer aldı ve başkan yardımcılığını üstlendi. Kitapta detaylı bir şekilde anlattığı gibi aslında ilk kadın başkanına seneler önce kavuşacaktı şayet Sabancı başkanlık teklifini kabul etseydi.
Şimdi iş hayatında bu kadar başarılı bir şekilde basamakları tırmanırken insanın sosyal sorumluluk konularına vakti az olur diye düşünebilirsiniz. Oysa kitabı okurken gördüm ki aile 1994 yılında üniversite kurmaya karar verdiği gün bu işi başta Sakıp Sabancı ve Hacı Sabancı olmak üzere amcalar Güler Sabancı'ya vermiş ve O da gece gündüz, tatil seyran dinlemeden tüm vaktini Türkiye'nin farklı, iddialı yeni bir üniversitesini kurmaya harcamış.
Güler Sabancı üniversite kurarken ve 20 yılı geride bırakırken, kendisini de aslında yeniden inşaa etmiş. Birbirinden kıymetli hem Türkiye'nin bilim insanlarıyla hem de dünyanın önde gelen isimleriyle sık sık bir araya gelmiş ve kendisine müthiş hayat dersleri çıkarmasını bilmiş. Sabancı kitapta, "Üniversite kuruluş ve yönetim dönemlerindeki karar verme süreçlerine gösterdiğim özen ve dikkat, iş hayatımdaki hızlı karar verme alışkanlığımı törpüledi ve yönetim anlayışımı yeni bir boyuta taşıdı... Üniversite bana sabretmeyi öğretti" diyor.
Kitapta o kadar çok cümlenin altını çizdim ki buraya taşımam mümkün değil. Pek çok ilginç anekdot, sancılı günler yaşanırken, bir gazeteci olarak karşı tarafta pek çok toplantıda ve seyahatte bir araya geldiğim Güler Sabancı'nın dışarıya hiç bir şey belli etmeden vizyoner bakış açısıyla hep güzel bir gelecek çizmeyi ihmal etmediğini görüyorum. Güler Sabancı'nın üniversitenin tüm ekibiyle özel bir bağ kurduğu belli ama kurucu Tosun Terzioğlu'nun yeri de ayrı.
"...Tosun Hoca liderlik konusunda geride durmayı tercih etti, beni öne çıkardı. Üniversitenin iletişimi, yeri geldiğinde aile ve vakıf içinde müdafaası benim görevimdi.... Her işin dedikodusu olur. Sonradan duydum. 'Güler Hanım çok önde' dediklerini. Ama Tosun Bey'in kuvvetli bir şahsiyeti vardı ki zaten hep oradaydı. Ufak tefek dedikodunun ötesine geçmedi söylenenler. Ne de olsa rekabet konuşturur, şanındandır" diyor.
Kitapta bir dikkatimi çeken anekdot da Nihat Berker hocanın rektörlükten istifasıyla ilgili. Bunu Güler Sabancı'dan dinlememiştim hiç ama kitapta 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşananlar ve Nihat Hoca ile hiç istemediği halde hızla karar verip istifa etmesinin Sabancı'yı ne kadar üzdüğünü ama bu krizi de nasıl ustaca nasıl yönettiğini gördüm.
Güler Sabancı bir üniversite var ederken kendisini de aslında yeniden var etmiş ve her halde hayatının anlamını da üniversiteyle birlikte bulmuş. Yolu açık olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA