Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Eski defterlerde Attila İlhan

Durup dururken başımıza iş açtık. Arif Damar'dan söz ederken bana "Attila İlhan casustu" dediğini yazdım, pazartesi günü. Engin Ardıç da bunu alıp niye Attila İlhan hakkında böyle şeyler söylendiğini, niye ona zaman zaman "polis" dendiğini irdeledi köşesinde. "Bunca yoğun bir gündemde iş bu konulara mı kaldı" diyenler çıkabilir. Bir parça öyle görünse bile bir ülkenin edebiyat ve düşünce tarihindeki en önemli isimlerden birisinin bu şekilde "karalanması" öyle geçiştirilmemeli. Nitekim eski bir MİT görevlisinin benzeri bir iddiada bulunması nedeniyle ben de bu konuda başka bir yazıyı "Attila İlhan casus muydu" başlığıyla yazıp bu gazetede yayınlamıştım (25.8.2007).
Üstelik iddia aynı tarihlerde Aziz Nesin için de ortaya atıldığından, yazımda, "insanlar böyle töhmet altında bulundurulamaz, eğer böyle bir iddia varsa açığa çıkarılmalıdır" diyordum. Bugün de aynı görüşteyim. Bizde, daha önceki yazıda söylediğim gibi, analitik biyografiler olsaydı bu iddialar çoktan cevaplanmış olurdu. İş şimdi dedikodu ayıklamaya dönüyor. Eski şairlerin birbirini karalamasından ibaret kalıyor.
Hemen şunu belirteyim ki, Damar'ın iddialarını ben hiç ciddiye almamıştım. Pazartesi günkü yazıda da onun söylediklerini aktardıktan sonra "ne diyeceksin?" diye yazmamın nedeni buydu. Bir de günlüğümde sıcağı sıcağına yazdıklarım arasında Damar'ın "onu Avrupa'ya da devlet gönderdi" cümlesi var. Bunu yazıya geçirmeyi unutmuştum. Oysa söylediklerini ciddiye almayışımın nedeni buydu. O tarihte ne diye gönderecek devlet Avrupa'ya 25 yaşındaki aç, biilaç Attila İlhan'ı. (Ama bu işler böyledir, vurdukça tozar. İlhan'ın 1950 Paris yolculuğuna çıktığı, adını şiirlerinde geçirdiği yakın arkadaşı Mırç, Cahit Selçuk, sonradan MİT'e mensup olmuştur.)
Bütün bunların nedenini Engin Ardıç iyi özetlemiş. O tarihlerde, İlhan'ın tabiriyle "40 karanlığı" yıllarında, İnönü diktasında "fişlenmiş" birisinin pasaport alması çok zordu. İmkânsızdı. İlhan'ın nasılsa elde ettiği pasaport onun hakkında bu şüphelere yol açtı. O da Nebil Özgentürk'ün yaptığı belgeselde kendisi için böyle bir isnadın olduğunu belirtiyor. Öte yanda birilerine "ben ajit-prop eğitimi gördüm" demiş. Gene Ardıç'ın anlattığı Tepebaşı Tiyatrosu olayı onun bu lafına bağlanır.
Doğru mudur bunlar yanlış mı, bilemem ama ben o "ajit-prop eğitimleri"ne falan da inanmam. Her zaman Attila Ağabey'in eşsiz bir muhayyileyle karışmış bir mitomaniye sahip olduğunu düşündüm. Fakat bu iddiaların ayıklanmasını, aydınlatılmasını çok isterim. Daha ne kadar bunlarla yaşayacağız?
Böyle derken aklıma başka bir şey geliyor. Şimdi arayıp bulmama imkân olmayan bir eski yazısında, henüz İlhan Cumhuriyet'e geçip o saçma sapan Avrasya/Sultan Galiyef teorisyenliğine başlamadan çok önce, bu defa Uğur Mumcu onun hakkında bir yazı yazmıştı. Attila İlhan o tarihlerde şedit bir Cumhuriyet gazetesi muarızıydı. O gazetenin 40'lı yıllarda kendilerine zulmeden Faşizmin yanında yer aldığını yazardı ve gene bir yazısında buna dokunduruyordu. "Baksınlar bakalım Alman propagandasını o zaman kim yapıyordu, Alman parası nereye gidiyordu" türünden bir şeyler söylüyordu.
Mumcu yemedi içmedi bu yazıya cevap verdi. Hep öyle olur ya, o yazıda da Attila İlhan'ın söylediklerini bir yana bırakıp onun 1950'lerde kapanan ve kendisinin de çok sözünü ettiği Esat Adil Müstecaplıoğlu'nun başında bulunduğu partiyle ilgili dava dosyasının açtı. O dosyadaki ifadeleri, savcı iddialarını falan ortaya saçtı, döktü
. İddialar arasında İlhan'ın korktuğundan falan söz ediliyormuş. O da Mumcu'ya kısa bir yanıt verdi, iş kapandı gitti.
Şimdi de Ardıç, İlhan'ın ömrünün sonunda geliştirdiği düşüncelerin "devlete borç ödemekten" kaynaklanıp kaynaklanmadığını soruyor. O görüşlere yaşadığı günlerde de karşı çıkmıştım, bugün de ama işi getirip böyle bir noktaya bağlamak bana ters geliyor. Gene de bütün bu dosyalar, belgeler açılsın, araştırılsın ve bu iddialar bir aydınlığa kavuşturulsun. Artık ne kadar olursa.
Attila Ağabey'in de benim de o kadar çok sevdiğimiz Malraux için de söylenmedik laf kalmamıştır ama hiç değilse onun hakkında, dileyenin yolunu dilediği gibi bulmasına, istediği her türlü çıkarsamayı yapmasına olanak veren onca belge, onca biyografi var orta yerde.
Attila İlhan benim için Malraux'dan daha az değerli değil...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA