Türkiye Yüzyılı Vizyonu, özünde bugünün ve geleceğin Türk gençliğini; teknolojide, bilimde, savunmada, ekonomide, sanatta ve sporda dünya ile rekabet edebilecek bir donanıma kavuşturmayı hedefleyen büyük bir kalkınma ve medeniyet hamlesidir. Bu vizyon, sadece bugünü değil, yarının Türkiye'sini de inşa etme iddiasıdır. Muhakkak ki, bu büyük hedefin hayata geçebilmesi için en temel şartlardan birisi, ülkenin mutlak güvenliği, huzuru ve istikrarıdır. İşte bu nedenle 'Terörsüz Türkiye' hedefi, Türkiye Yüzyılı Vizyonunun en kritik ve vazgeçilmez aşamalarından birisini oluşturmaktadır.
Bugün Türkiye, terörle mücadelede tarihi bir eşiği geride bırakmış, bu meseleyi yalnızca güvenlik boyutuyla değil; sosyolojik, ekonomik ve toplumsal yönleriyle ele alabilecek bir olgunluğa ulaşmıştır. Bu noktaya gelinmesinde en büyük pay ise, Vatanımız uğruna canlarını hiçe sayan şehitlerimizin ve gazilerimizin destansı kahramanlığıdır. Başka birçok ülkenin ve toplumun kolaylıkla dağılabileceği, çözülebileceği bir ortamda, Türkiye; dünyanın en tehlikeli terör örgütlerine karşı milletdevlet el ele, tarihî bir mücadele ortaya koymuştur. Bu mücadele, yalnızca silahla değil; inançla, sabırla, birlikle ve kararlılıkla kazanılmıştır.
Bugün 'Terörsüz Türkiye' hedefine yaklaşabiliyorsak, bunu dört temel kapasiteye borçluyuz: Toplumsal kapasite, ekonomik kapasite, askeri kapasite ve devlet kapasitesi. 1990'lı yılların Türkiye'sinde bu dört alanda da ciddi sıkıntılar söz konusuydu. Toplumumuzun özgüveni zayıftı, ekonomik imkanlar sınırlıydı, savunma sanayi dışa bağımlıydı ve devlet mekanizması yeterli etkinliğe sahip değildi.
Güçlü bir toplumsal kapasite, öncelikle özgüven ve mukavemet gerektirir. Son 25 yılda Türkiye, toplum olarak kendine güvenini yeniden kazanmış, zorluklar karşısında dirençli bir yapı inşa etmiştir. Bu özgüvenin en somut göstergelerinden biri, 15 Temmuz gecesi Milletimizin FETÖ'nün darbe girişimine karşı gösterdiği tarihi ve destansı direniştir. O gece, sadece bir darbe girişimi değil, Türkiye'nin geleceği de milletin iradesiyle kurtarılmıştır. Ekonomik kapasite açısından da Türkiye son 25 yılda büyük bir dönüşüm yaşamıştır. 1990'ların sonunda 300 milyar dolara dahi zor ulaşan GSYH'yı, kişi başına 2 bin dolar civarındaki milli geliri ve 30 milyar doları zor bulan ihracatıyla sınırlı imkanlara sahip bir ülkeydik.
Bugün ise, 1,7 trilyon dolara ilerleyen bir GSYH, 15 bin dolara yaklaşan kişi başına milli gelir ve 272 milyar dolara ulaşan ihracat hacmiyle ayakları yere sağlam basan, güçlü bir ekonomik yapıya sahibiz. Türkiye, 2000'lı yılların başında, yılda ancak 1,5 milyar dolar Ar-Ge harcaması yapabilen bir ekonomiden, bugün 35 milyar dolarlık Ar-Ge yatırımı yapan bir ülkeye dönüşmüştür. Bu ekonomik güç, doğrudan askeri kapasitemize de yansımış durumda. Yerli ve milli savunma sanayinde gözlenen dev atılımlar, Türkiye'yi dünyada saygı duyulan bir aktör haline getirmiştir. Mangal yürekli girişimcilerimiz ve geleceği inşa eden savunma şirketlerimiz sayesinde, İHA, SİHA ve dron teknolojilerinde dünya savunma doktrinlerini değiştiren bir seviyeye ulaşılmış durumdayız. Bugün oluşturduğumuz askeri kapasitemiz sayesinde, terör örgütleri inlerinden parmak uçlarını dahi çıkaramaz hale gelmiştir. Türkiye, yeni nesil savunma platformlarında dünyanın en iddialı üretici ve ihracatçı ülkeleri arasına girmiştir. Dün ambargo uygulayan, Türkiye'yi yalnız bırakmaya çalışan ülkelerin bugün iş birliği teklifleriyle kapımızı çalması, bu başarının en açık göstergesidir. Ancak geçmişte bir NATO müttefikine karşı sergilenen bu tutumlar, asla unutulmaması gereken ibretlik örneklerdir. Son 25 yılda inşa edilen devlet kapasitesi ise, belki de tüm bu başarıların üzerinde bir anlam taşımaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü, kararlı ve vizyoner liderliğinde, Türkiye'de etkin, hızlı ve çözüm üreten bir devlet yapısı oluşturulmuştur. Mega projeler, altyapı ve üstyapı yatırımları sayesinde Türkiye, dünya standartlarında bir hizmet kapasitesine kavuşmuştur. 1999 depremlerinin yaralarının sarılması yıllar alırken, 'asrın felaketi' olarak nitelenen 11 ilimizi kapsayan büyük depremlerin ardından, üç yıl içinde 500 bin konutun inşa edilmesi, bu kapasitenin en somut göstergesidir. Bugün Türkiye'nin en ücra köşesinde dahi vatandaş, devletin şefkatini, koruyuculuğunu ve hizmetini hissetmektedir. Bu güçlü devlet yapısı, terörle mücadelenin de en önemli dayanağıdır.
Türkiye Yüzyılı Vizyonu; güçlü toplum, güçlü ekonomi, güçlü ordu ve güçlü devlet üzerine inşa edilmekte. Bu dört sütun bir araya geldiğinde, terörle mücadele de kalıcı başarıya ulaşmakta, huzur ve istikrar sürdürülebilir hale gelmekte. Terörsüz Türkiye hedefi, sadece bir güvenlik meselesi değildir. Aynı zamanda kalkınmanın, refahın, toplumsal barışın ve ortak geleceğin teminatıdır. Gençlerimizin hayallerini özgürce kurabildiği, girişimcilerimizin cesaretle yatırım yaptığı, bilim insanlarımızın dünyayla yarıştığı bir Türkiye'nin yolu, huzurlu bir iklimle adeta katlanacaktır.
Bugün gelinen noktada Türkiye, artık terörü tümüyle gündeminden çıkaran bir ülke olma yolundadır. Bu büyük dönüşüm, milletin kararlılığı, devletin kapasitesi ve Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği sayesinde mümkün olmuştur. Türkiye Yüzyılı, terörün değil; bilimin, üretimin, sanatın, sporun ve kardeşliğin yüzyılı olacaktır. Bu yürüyüş, sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de onurla taşıyacağı bir miras olarak tarihe geçecektir.