Körfez'de sessiz ama derin bir oyun giderek derinleşiyor. Bu oyun, petrol kuyularında değil, finansal ağlarda; tanker rotalarında değil, para transfer hatlarında kuruluyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) OPEC'ten ayrılma kararı, ilk bakışta enerji politikası tercihi gibi görünse de, aslında çok daha geniş bir perspektifte, BAE'nin kendisini hem jeopolitik, hem de PetroDolar finansman ağı açısından yeniden konumlanmanın işareti olarak okunmalı.
Son yıllarda uluslararası analizlerde ve düşünce kuruluşlarının raporlarında giderek daha sık dile getirilen bir tespit, Dubai ve genel olarak BAE'nin, uzunca bir süredir İran'ın küresel finans sistemine erişiminde kritik bir 'arka kapı' işlevi gördüğü. Özellikle, ABD yaptırımlarının sertleştiği dönemlerde, ticaret, para transferi ve varlık yönetimi açısından Dubai merkezli yapıların İran için bir 'nefes borusu' işlevi gördüğü sıkça vurgulanıyordu.
Batılı güvenlik ve finans çevrelerinde iki temel değerlendirme öne çıkıyordu. İlki, İran'a yakın bazı ticari ağların, yaptırımları dolaylı yollarla aşmak için Körfez'deki finansal merkezleri kullandığı gerçeği. İkincisi ise bu ağların özellikle gayrimenkul, ticaret şirketleri ve gölge finans yapıları üzerinden varlıklarını yönettiği iddiası. İran rejimi ve Devrim Muhafızlarının Dubai ve BAE'nde depolanmış finansal varlıklarının 400 milyar doları bulmuş olabileceği dahi ifade edilmekteydi.
Tam da bu noktada BAE'nin İran Savaşı ile birlikte attığı adımlar yeni bir soruyu gündeme taşıdı; Abu Dabi, uzun yıllardır sürdürdüğü 'denge ve esneklik' politikasından daha sert ve daha taraflı bir çizgiye mi geçiyor? Uluslararası siyaset çevrelerinde konuşulan senaryolar, BAE ile İsrail arasında gelişen stratejik yakınlaşmanın, yalnızca güvenlik ve teknoloji alanında değil, finansal mimari üzerinde de etkileri olabileceğine işaret ediyor. Bu çerçevede dile getirilen iddialar, BAE'nin bazı İran bağlantılı finansal ağlara karşı daha sert adımlar atmaya başladığı yönünde.
Son iki haftadır, uluslararası diplomatik çevrelerde dile getirilen bilgiler, BAE'nin öne çıkan merkezlerinde onlarca yıldır İran rejiminin ve Devrim Muhafızlarının ticari ve finansal transferlerini gerçekleştiren ve finansal varlıkları gözeten paravan şirketler ve temsilcilerine yönelik bir iç güvenlik operasyonu yürütüldüğüne işaret ediyor. Tutuklanan ve sınır dışı edilen hatırı sayıda İran vatandaşı söz konusu. Trump yönetiminin PetroDolar Sistemi ve yaptırımlar konusunda artan hassasiyeti ile, ABD güdümündeki küresel finans sistemine entegrasyona özel değer veren BAE'nin, ABD'nin yaptırımlarına uyum baskısını daha fazla hissettiği anlaşılmakta.
Bu yeni jeopolitik gerginlik süreci, Abu Dabi'yi kritik bir tercihle karşı karşıya bırakmış durumda. Bir tarafta onlarca yıl BAE ve Dubai'nin çekim merkezi olmasını ve ekonomik olarak güçlenmesini sağlayan esnek, çok taraflı ve 'herkese açık' finans merkezi modeli. Diğer tarafta ise, yeni jeopolitik dengelerin kurulduğu bir konjonktürde, batı ile daha derin entegrasyonun gerektirdiği şeffaflık, uyum ve siyasi hizalanma baskısı. BAE'nin OPEC'ten ayrılması, bu büyük resmin sadece enerji ayağını oluşturuyor.
Üretim kotasından kurtulmak, petrolü daha serbest biçimde piyasaya sunmak ve ticaret esnekliğini artırmak, elbette Abu Dabi'ye ekonomik alan açıyor. Ancak, aynı anda finansal sistemini daha sıkı bir şekilde kontrol altına almak, bazı 'sakıncalı' aktörleri de sistem dışına itmek anlamına da geliyor. Mesele petrol arz dengesi değil; doğrudan güç projeksiyonu. BAE'nin İran bağlantılı finansal ağları sınırlamaya yönelik daha sert adımlar atması, Tahran'ın yaptırımları aşma kapasitesini de ciddi biçimde daraltacak ve iki ülke arasındaki gerginliği de doğal olarak derinleştirecek. Bu da Körfez'deki güç dengesini doğrudan etkileyen bir gelişme olacaktır
Abu Dabi'nin Tahran'da rejim değişikliği konusundaki ısrarı bu açıdan da iyi okunmalı.
Körfez'de artık yeni bir oyun kuruluyor. Bu oyunda kazanan, yalnızca petrolü yöneten değil; paranın yönünü değiştirebilen olacak. Ve görünen o ki, BAE bu oyunda artık yalnızca bir finans merkezi değil; aynı zamanda bir jeopolitik aktör olmaya soyunmuş gözüküyor.