Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yobazlığın bütün siyasi, ideolojik ve dini hareketleri içten içe kemirme potansiyeline sahip bir hastalık olduğunun anlaşılmasında Roger Garaudy gibi düşünürlerin yazdıkları önemli rol oynadı

Roger Garaudy ateizmle başlayıp, Marksizm, Leninizm, Maoizm, Budizm, Katolisizm, Özgürlükçü İlahiyat gibi duraklara uğradığı fırtınalı bir yolculuğun ardından Müslümanlık limanına demirledi. "Bundan sonra ne olmayı düşünüyorsunuz" gibi müstehzi sorulara aldırış etmedi. Satıhtaki arayışının nihayete erdiğini ve derinliklerdeki arayışına devam edeceğini söyledi.
Hayatının son 30 yılında bu arayışın vücuda getirdiği inzivanın meyvelerini derledi. Evrensel nitelikte eserler verdi.
Dünya entelektüelleri onun kitap ve makalelerini 'bir Müslüman düşünür ne yazmış' diyerek değil 'Roger Garaudy bu konuda ne düşünüyor' diyerek okumak zorunda kaldılar.
Bu eserlerin en önemlilerinden biri olan Integrismes, değerli mütercim Cemal Aydın tarafından Yobazlıklar adıyla Türkçe'ye çevrildi ve Türk Edebiyatı Vakfı tarafından yayımlandı. Aydın, Bu Eser başlıklı sunuş yazısında "Eğer yazarın 1990'larda yaptığı bu uyarılara kulak verilseydi, şimdilerde bambaşka bir dünya olurdu" diyor.

***

Yobaz günümüzün demode olmuş, kullanım değerini yitirmiş kelimelerinden biri. Artık 'devrimci suçlama sözlüğü'nü açık, parmağıyla 'öteki'yi işaret ederek ve kaşlarını çatıp ağzından tükürükler saçarak 'yobaz' diye bağırmaktan tuhaf bir haz duyanların sayısı yok denecek kadar az.
Onlara da İkinci Dünya Savaşı'nın bittiğini bilmeden 25 yıl boyunca Kore ormanlarında yaşamış, kendisine yaklaşanlara taş atmış ve tükürmüş Japon askeri muamelesi yapılıyor.
Elbette bugünlere kolay gelinmedi. Önceleri yalnızca dinle ve gelenekle bağlı bir çerçevede anlamlandırılan bu kelimenin "Yüzyılımızın bütün siyasi, ideolojik ve dini hareketlerini sarmış bir hastalık" olduğunun anlaşılmasında Garaudy gibi düşünürlerin tespitleri önemli bir rol oynadı.
Bir başka etken de modern dönemin yobazlık üreten büyük söylencelerinin kahir ekseriyetinin bizatihi zamanın kendisi tarafından tarihin çöplüğüne atılmış olması.
Fakat bu durum yobazlığın ortadan kalktığı ya da Garaudy'nin kitabının değersizleştiği anlamına gelmiyor.

***

Garaudy "Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesini kesinlikle onaylamadığını" belirttikten sonra şunu soruyor:
1967'de İsrail; Kudüs, Batı Şeria ve Gazze'yi işgal etti. ABD 1983'te Granada'yı, 1989'da Panama'yı istila etti. Bu ve benzeri işgaller karşısında sessiz kalınırken neden Irak Kuveyt'i işgal edince bölgeye tarihte eşine az rastlanır güçte bir askeri güç sevk edildi?
ABD'nin BM'deki veto yetkisini aşan bir paradigma ile açıklıyor durumu. "İktisadi gereklilik, siyasi gereklilik ve insani gereklilik..." İnsani gereklilikten kasıt 'Biz medeniyet götürüyoruz' miti. Stuart Mill'in sömürgeciliği bilimselleştiren yaklaşımlarına ve Jules Ferry'nin parlamentoda sarf ettiği sözlere atıf yaparak:
"Gerçekte üstün ırklar, aşağı ırklar karşısında bir hakka sahiptir." Yani geri kalmış halklar için insan hakları bir lükstür.

***

Yazar yalnızca kendi kazancı ve çıkarı için diğer halkları açlığa mahkum etmeyi marifet sayan kapitalist yobazlıktan ya da çoklukla onun payandası haline gelmiş olan bilimci-teknokratik yobazlıktan söz etmiyor.
Mahmut Erol Kılıç'ın ifadesiyle İslam dinini ananeden kopartıp ceza hukukunun bir alt dalı haline getiren İslamcı yobazlıktan ve Marks'ın öğretilerini korkunç bir pragmatizmin maskesi haline getirip pespayeleştiren Stalinist ve benzeri yobazlıklardan da söz ediyor.
Dünyanın hazır bir yapı değil de mütemadiyen yaratılan ve doğuş halinde bir eser olduğunu anlamamakta direnen bilimselciliğin trajedisine dikkat çekiyor.
İnsan sevgisinden uzak ırkçı ve saplantılı etnik yobazlıkların altını çiziyor.
En önemlisi yobazlığın evrensel ortak paydalarını yani temel karakterini anlatıyor:
"Bir metodu, bir dini, bir siyaseti, tarihlerinin önceki bir döneminde bürünmüş olduğu şekle indirgemek. Bu dogmacılığın kaçınılmaz sonucu ise karşı çıkanları yargılayıp en ağır cezalara çarptırmaktır."

***

Bir başka bölümde yobazlığın ortaya çıkış nedenlerinden biriyle ilgili olarak şu tespiti yapıyor: "Her türlü yobazlığın ana kaynağı, bugün, bir topluluğun kimliğine, kültür veya dinine karşı uygulanan zulüm ve baskıdır." Yani yobazlık, yobazlık doğuruyor.
'Laik seçkin tabaka oluşturup onları kullanarak Müslüman ülkeleri fethetme' stratejisinin doğurduğu aşırılık sancılarını bugün Türkiye dahil pek çok ülke hissetmiyor mu? Bu ülkelerdeki geçmiş idareleri reddedip, adeta onları işgalci sayıp, kendilerine arkaik dönemlerden kalma kurgusal altın çağ ataları bulma arayışı ve bu arayışa tepki olarak müesses nizamı toptan reddetme eğilimi bu simbiyotik çatışmanın bir sonucu değil mi?

***

Peki çözüm nedir? Garaudy yobazlığın ilacının diyalog olduğunu söylüyor:
"Ne var ki hakiki diyalog, her bir kimse diğerinden öğreneceği bir şey olduğuna inanırsa, dolayısıyla da kendisinin kesin doğru bildiklerini tartışma konusu yapmaya hazırsa, ancak o zaman kurulabilir." Çevrenize bakın. Bunu yapmaya hazır kaç insan, kaç toplum, kaç çıkar grubu, kaç ülke, kaç düşünce ve değer sistemi görüyorsunuz?
Siz mesela?
Bu açıdan baktığımızda yazar ve çevirmen belki de haklıdır. Suriye'deki, Irak'taki savaşın ve terörün faili, ölen insanların, kıyılara vuran çocukların katili, dünyanın yaşadığı bütün acıların müsebbibi bir bakıma, yobazlıktır.

Yobazlıklar
Roger Garaudy
Çeviri: Cemal Aydın
Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları
192 s., 12 TL

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN