HDP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye güvenlik güçlerinin Halep'te PKK uzantılarına yönelik operasyonu hakkında konuşurken, "Türkiye'yi uyarıyoruz: Gerilimi tırmandıran değil, diyaloğu güçlendiren bir politika izleyin" dedi.
Yetinmedi, ekledi:
"Aksi hâlde Türkiye, 60 milyon Kürt'ün gözünde anti-Kürt siyaset yürüten bir ülke olarak anılır. 25 milyon Kürt'ün yaşadığı bir ülkede, onların akrabalarına düşmanlık yapmak vicdansızlıktır."
Evet, beyefendinin kendisi de Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi. Allah korusun, yarın bir gün savaşa girilse, ordunun yetkileriyle ilgili kararlarda onun oyuna da başvurulacak.
O gün geldiğinde nasıl bir tavır alacağına dair işaretleri ise bugünden veriyor.
Milli Savunma Bakanı'nın açıklama yapmasını bile manidar bulduğunu söylüyor.
Dışişleri Bakanı'nın Türkiye sınırları dışındaki bu meseleyle neden bu kadar ilgili olduğunu sorguluyor.
"Dışişleri Bakanı ya, ondan olabilir mi" deyip geçmeyin.
Zira sorusunda haksız sayılmaz.
Sınırı bile olmayan, küresel güçlerin ulusal güvenlik meselesi sayıp nüfuz mücadelesi yürüttüğü Suriye'nin, Türkiye ile tam 911 kilometrelik bir sınırı var.
Düne kadar eyaletimiz olan; diliyle, diniyle, kültürüyle; Türkü'yle, Kürt'üyle, Arap'ıyla Antep'ten, Hatay'dan ayıramayacağımız bir coğrafya burası.
Göbekten bağlıyız.
Uzatmadan söyleyelim: Suriye, herkesten çok Türkiye'nin meselesidir.
İç savaş, işgal, terör, kaos ve "devrim" süreçleriyle şekillenen son 13 yılda ortaya çıkan tablo artık sadece dış politika başlığı değildir; Türkiye'nin iç işidir.
Hâl böyleyken, Suriye devletinin talebiyle sürdürülen ve uluslararası hukuka uygun bu fiili sürece yalnızca Dışişleri'nin değil, İçişleri Bakanlığı'nın da müdahil olması son derece doğaldır.
Nitekim zaman zaman oluyor da.
PKK'nın 2012'de adını Kobani olarak değiştirdiği Ayn el-Arab'da yaşanan çatışmalar sırasında, Türkiye sınırdan bir insani koridor açarak sivillerin güvenliğini sağladı.
Tıpkı Saddam'ın Halepçe katliamından kaçan Kürtleri koruduğu, tıpkı Esad'ın kimlik bile vermediği Suriyeli Kürtleri diğer sığınmacılarla birlikte bağrına bastığı gibi.
Elbette yapacağız.
Bu bizim geleneğimiz.
Kürtleri de Suriye'den, Irak'tan, İran'dan ve Türkiye'den toprak kopararak bağımsız devlet kuracakları masalıyla hayatlarını karartan; etnik kimliklerini kriminalize eden; sahipleri birer birer terk ettikçe daha da dikleşen PKK aklına ve insafına bırakacak değiliz.
Bu arada "Türkiye'yi uyarıyoruz" diyen Bakırhan'ın yönettiği parti için Türkiye, içişlerinin değil dışişlerinin alanına giren bir konu olmalı. Belki bu yüzden kafası karışmıştır.