İran'da binlerce kişinin yaşamını yitirdiği sokak olayları yalnızca Tahran'daki iktidarı değil, bölgesel dengeleri de sarsıyor. Türkiye açısından tartışma İran'ı kimin yöneteceğinden çok, ortaya çıkacak tablonun Ankara'yı hangi stratejik zemine iteceği.
Mevcut İran rejimi, Türkiye için dost bir yapı değil. Suriye'de karşı saflardayız, Irak'ta nüfuz mücadelesi içindeyiz, PKK ve onun İran kolu PJAK üzerinden Ankara'ya baskı uygulanıyor. Buna rağmen iki ülke arasında dikkat çekici bir denge var: Gerilim yüksek, rekabet sert; ancak doğrudan çatışma yok. Taraflar sınırlarını biliyor, riskleri kontrollü biçimde yönetiyor. Bu yapı, sorunlu ama öngörülebilir.
Asıl soru şu: İran'da Batı ile uyumlu bir yönetim kurulursa, Türkiye açısından tablo gerçekten daha mı iyi olur?
İlk bakışta yaptırımların kalktığı, Batı'yla barışmış bir İran, bölgesel tansiyonu düşürebilir. Ancak Ortadoğu tecrübesi, bu tür kırılmaların her zaman rahatlama üretmediğini gösteriyor. Irak'ta Saddam sonrası oluşan boşluğun bedelini en ağır ödeyen ülkelerden biri Türkiye oldu. Benzer bir sürecin İran'da yaşanması, Ankara için istikrar değil, yeni ve karmaşık dosyalar anlamına gelebilir.
ABD ve İsrail'le stratejik uyum içindeki bir İran, Türkiye açısından yeni bir komşudan çok yeni bir dengeleyici aktör olur. Böyle bir Tahran, Suriye ve Irak dosyalarında Ankara'nın manevra alanını daraltabilir; Kürt meselesi Batı koordinasyonuyla daha açık bir baskı aracına dönüşebilir. Türkiye, güneyinde ve doğusunda aynı eksene yaslanan aktörlerle çevrili bir jeopolitik tabloyla karşı karşıya kalabilir.
Bir diğer risk ise istikrarsızlık. Rejim değişikliği kısa vadede düzen üretmez, belirsizlik doğurursa; devlet otoritesinin zayıflaması, etnik ve mezhepsel fay hatlarının hareketlenmesi ve göç dalgaları Türkiye'nin önüne yeni tehditler koyar. İran gibi büyük ve karmaşık bir ülkede yaşanan her kırılmanın faturası, en önce komşulara çıkar.
Burada mesele mevcut İran rejimini savunmak değil; savunulacak bir yanı da yok. Mesele, Türkiye açısından hangi senaryonun daha az maliyetli olduğu.
Bugünkü Tahran yönetimi Ankara'ya mesafeli, zaman zaman hasmane; ancak öngörülebilir. Olası Batı yanlısı bir yönetim ise daha az ideolojik ama daha organize, daha koordineli ve daha uzun vadeli bir rakip hâline gelebilir.
Dolayısıyla Ankara'nın önündeki tercih "Rejim mi, devrim mi?" sorusu değildir. Konu, İran'ın hangi eksene yaslandığında Türkiye'yi denge unsuru olarak gördüğüdür. İran değişebilir, rejimler yıkılabilir, sloganlar yenilenir. Değişmeyen tek gerçek ise şudur: Ortadoğu'da tehlike düşman kazanmak değil; dost görünen kuşatmaların içine sessizce alınmaktır.