Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MELİH ALTINOK

Türkiye gibi komşun olsun

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Mollalar, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın adaylığına izin vererek sınırlı da olsa bir reform iradesi sergilemişti. Nitekim Pezeşkiyan'la birlikte hicap yasası gibi alanlarda kısmi iyileştirmeler yaşandı. ABD ve İsrail saldırılarının kutuplaşmış halk kesimleri üzerinde yarattığı birlik algısı da bu görece yumuşamayı besledi.
Ne var ki İran rejiminin devrimin ihracı ve bölgesel nüfuz hedefleri üzerine inşa ettiği sistem, 45 yılda ağır bir ekonomik ve toplumsal maliyet üretti. Demokrasi bir yana, vatandaşların gündelik hayatı üzerindeki yasal baskılar keyfiyet düzeyine ulaştı. Bazı kaynaklara göre 700, bazılarına göreyse 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiği sokak eylemlerinin arkasında da tam olarak bu birikmiş yük var.
Ülkenin kaynakları Irak'ta, Suriye'de, Lübnan'da, Yemen'de ve daha birçok coğrafyada Şii yayılmacılığı adına tüketildi. Ekonomi ise bu ideolojik çarkın bedelini ödeyen ilk alan oldu. Pezeşkiyan'ın şu sözleri, tablonun artık inkâr edilemez olduğunu gösteriyor:
"Türkiye'nin petrolü ve gazı yok, Japonya ve Kore'nin de yok. Onlar petrol satın alıyor ama durumları bizden daha iyi. Bizim petrol ve gazımız var ama açız. Sorun nerede?"
Son birkaç yıl içinde İran'ın Lübnan ve Suriye gibi nüfuz alanlarından kısmen tasfiye edilmesi, Tahran'ı istemeden de olsa içe dönmeye zorladı. Ancak ideolojik öncelikler üzerine kurulmuş bir düzenin ekonomik ve siyasi dönüşümü son derece zor. Yine de önlerinde başka bir yol yok.
ABD ve İsrail'in olası bir askerî harekâtını savuşturmak ya da Starlink'i engellemek gibi taktik başarılar, kuraklıktan çatlayan Tahran'ın, çöken altyapının ve yoksullaşan toplumun üzerini örtemez.
Bu noktada İran'ın en büyük avantajı, Türkiye gibi bir komşuya sahip olması. Bu bir "Türk'e Türk propagandası" değil. Türkiye'nin uluslararası platformlarda İran'a yönelik dış müdahalelere açıkça karşı durması ve arabuluculuk niyeti ortada. Dahası, MİT'in kısa süre önce Türkiye ve Suriye'den çekilen PKK unsurlarının İran sınırına yöneldiğine dair Tahran'a istihbarat aktarması, bu kaotik dönemde göz ardı edilemeyecek bir jest.
Evet, yıllarca Kandil'de sırtını İran topçusuna dayayan, Tahran'ın Suriye'de Esad'la birlikte muhaliflere karşı kolladığı, silah ve mühimmat verdiği PKK'dan bahsediyorum.
Çünkü Türkiye ideolojik bir devlet değil; geçmişin kiniyle değil, geleneğin süzdüğü akıl ve vicdanla hareket ediyor.
Keşke Tahran da uranyum zenginleştirmek uğruna göze aldığı riskin binde birini Türkiye ile sahici ve kurumsal komşuluk ilişkileri kurmaya ayırabilseydi. Şüphesiz bugün hem ekonomik hem toplumsal olarak çok daha güçlü bir yerde olabilirdi.
Umarım Tahran'da bu basit ama hayati gerçeği görebilenler vardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.