Washington, Tahran'la konuşurken Tel Aviv'i dolaylı yoldan şikâyet ediyor. Bu tez ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir ama son günlerdeki akışın ta kendisi.
Hürmüz Boğazı'ndaki aç-kapa hâli bu oyunun ritmi.
Piyasalar açıkken İran boğazı açıyor, Trump teşekkür ediyor, petrolün fiyatı dengeleniyor. Borsa kapandıktan sonra İran yeniden kapatıyor, ton sertleşiyor. Ama asıl hikâye burada değil. Asıl hikâye, bu pazarlığın içine İsrail'in nasıl yerleştirildiği.
Amerikan basınında, özellikle Trump'a yakın çizgideki Axios'ta çıkan haber bu açıdan kritik. Habere göre Trump'ın "İsrail artık Lübnan'ı bombalamayacak, bunu ABD yasakladı" çıkışı, Netanyahu ve ekibini hazırlıksız yakaladı. Hatta öyle ki, bu açıklamayı önce medyadan öğreniyorlar. İsrail'de yayın yapan Haaretz gazetesindeki haberler de Netanyahu cephesindeki şaşkınlığı doğruluyor.
Bu, sıradan bir diplomatik sürtüşme değil. Çünkü mesele sadece üslup değil, doğrudan sahaya müdahale. Trump, İsrail'in Lübnan'daki askeri hareket alanını kamuoyu önünde sınırlıyor. Üstelik bu, daha yeni ilan edilen ateşkesin dilinden bile daha sert bir ton.
Daha önce Gazze'de gördüğümüz baskının bir benzeri şimdi Lübnan dosyasında ortaya çıkıyor. Mesaj net: "Bu dosyayı kapat." Ama bu mesaj Tel Aviv'e doğrudan değil, dolaylı kanallardan, hatta kimi zaman İran'a dönük söylemlerin içine yerleştirilerek veriliyor.
İşte işin kırılma noktası burada.
Trump'a yakın çevrelerde İran'a dönük mesajlarda Netanyahu'nun dolaylı biçimde hedef hâline gelmesi tesadüf değil. Washington adeta Tahran'a "Benimle konuş, o işi zorlaştırıyor" diyor. Bu, klasik müttefiklik dilinin dışına taşan bir yaklaşım.
Ortaya iki katmanlı bir tablo çıkıyor. Bir yanda İran'la müzakere zemini kuruluyor, diğer yanda İsrail'in manevra alanı daraltılıyor. Ve bu ikisi aynı anda yapılıyor.
Hafta sonu yükselen tansiyona rağmen pazartesi günü ABD ve İran heyetlerinin yeniden devreye girmesi bekleniyor. Eğer bir ilerleme çıkarsa, bugünkü sert çıkışlar geriye dönük olarak anlam kazanacak. O zaman Hürmüz'ün açılıp kapanmasından çok, Washington'un kiminle, hangi şartlarda konuştuğu belirleyici olacak.
Sonuçta şu netleşiyor: Trump, Netanyahu'yla açık bir kavga yürütmüyor. Daha incelikli bir yol izliyor. Onu doğrudan karşısına almak yerine, İran'a "şikâyet eder" gibi konuşarak hem pazarlık alanını genişletiyor hem de oyunun sınırlarını yeniden çiziyor.
Netanyahu seçimleri kaybetse herkesten çok Trump'ın rahatlayacağına eminim.