Millet 6 Şubat'ta aynı anda 9 şehrimizi vuran afetin şokuyla sarsılırken, kimileri depremi "fırsat" olarak gördü.
Gece vuran depremin sabahında herkes "Ne yapabilirim, ne faydam dokunur?" diye düşünürken podyuma çıkıp sabotaja soyundular.
Tek kelimeyle sabotaj.
Devletin tüm kurumları dişini tırnağına takmışken "Devlet yok, Ahbap var" diyerek vatandaşın aklını karıştırmanın, "Baraj yıkıldı", "Asker kışlasına kapatıldı" türünden yalanlarla deprem bölgesinde panik yaratmanın, çalışmaları zorlaştırmanın, kaosu körüklemenin başka bir adı var mı?
"Sahipsizmişiz" diye röportajlar veren şarkıcıları, dizi oyuncularını; sahadaki kurtarma ve yardım ekiplerini "Zenginleri, yandaşları kurtarıyorlar" diyerek hedef gösteren, felç eden gazetecileri unuttuk mu?
Olsa olsa düşmanlarımızın örgütleyeceği bir beşinci kol faaliyetinin ayaklarını andıran bu eylemleri sadece para ya da şöhret motivasyonuyla açıklamaya kalkarsak hata ederiz.
Adı geçenler, büyük hedefi gerçekleştirmek amacıyla rol verilen kullanışlı aparatlardan ibaret.
Haluk Levent üzerinden başlayan soruşturmanın ardından "Oltaya geldik" diye ağlayanların samimiyetine zerre kadar inanmıyorum.
Baksanıza, "ayıldık" diyenler, deprem zamanı "Ahbap'a çökecekler" yazıları yazan Fatih Altaylı ve benzerlerinin son günlerdeki Haluk Levent eleştirilerini aydınlanmalarına referans gösteriyor.
Özetle, "Önümüzdeki operasyonlara bakıyoruz, sıradaki dolandırıcı gelsin" diyorlar.
Evet, hâlâ.
Çünkü kibir ve onun beslediği nefret, reflekslerini felç etmiş durumda.
Toplumun en bilinçli, en "eğitimli" kesimi olduklarını söyleyip, kendileri gibi düşünmeyen insanlara "cahil" dedikten sonra her defasında aynı tuzağa düşmenin kaçınılmaz sonucu bu.
Ama böyle yaşanmaz.
Herkes hata yapabilir. Kimi zaman basireti bağlanır, göremez. Tekerrür etmesini önlemenin tek yolu ise, yüzleştiği gerçeği geçmişteki hatasına bahane bulmak için değil, kendini sorgulamak için bir vesile olarak değerlendirmesidir.