Türkiye'nin en iyi haber sitesi

OKAN MÜDERRİSOĞLU

Gül'ün, "Kürt reçetesi"

Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül tarafından verilen 29 Ekim Resepsiyonu, ülkede yavaş da olsa gelişen "normalleşme süreci"nin ipuçları ile doluydu. Evet, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi ile CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, artık bilinir gerekçelerle Çankaya'da değildi. CHP yönetimi, hanımefendinin türbanına değil, Cumhurbaşkanı Gül'ün seçilme biçimine tepkisel tutumunu sürdürdüğünü söylese de salondaki genel hava bu açıklamanın "inandırıcı olmadığı" na işaret ediyordu. Askerler ise belki de "başörtüsü" ile yüzleşmeye henüz hazır değildi. Komutanlar; konukların karşılandığı, tokalaşmanın yaşandığı anda görüntü vermeyip, sonradan salonda boy gösterme iki yüzlülüğünü de sergilemedi. Ama en azından 2. Başkan Org. Arslan Güner düzeyinde katılım beklentisini canlı tutanlar dün akşam hayal kırıklığına uğradı. Gül ve eşinin haberdar olduğu anlaşılan bu tutuma karşın, davetliler arasında son dakika sürprizi beklentisi bir süre korundu. Öyle anlaşılıyor ki asker; hukuk devletine bağlılığını Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner'in ağzından bir kez daha teyit ederken örtülü bir mesaj vermeyi de ihmal etmedi. Bu, "Halen, farklı kişi ve kurumlar hukuka uygun moda geçmediği için mesafeli duruşumuzu muhafaza ediyoruz" mesajı idi. Ancak, sürdürülebilirliği tartışmalıydı.

***

Köşk'teki resepsiyonun güncel, kısır tartışmaları aşan, gelecek adına umut vaat eden yönü; Cumhurbaşkanı Gül, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve arkadaşları ile karşılaştığı anda yaşandı. Demirtaş, "Sayın Cumhurbaşkanım. Bilmenizi isterim ki Türkiye'de bölücülük tehlikesi söz konusu değil. Bölünmek isteyen bir halk da yok" dediğinde Gül'ün değerlendirmesi gerçekten anlamlı idi:
"Böyle bir Türkiye'den kim ayrılmak ister? Ancak şiddet oldukça, kan aktıkça herkesin aklına her şey geliyor. Herkes, her şeyi düşünüyor. Tabular gelişiyor. Terör ve kan oluru, olmaz yapıyor! Türkiye, şöyle bir silkinip kendine gelmeli, özgüvenle sorunlarını konuşabilmeli. Diyalogla çözüm bulabilmeli. Medeni ülkeler sorunlarını nasıl çözüyorsa biz de öyle çözeceğiz. Demokrasi çıtasını yükselteceğiz. 'Senin döneminde şöyle olmuştu, bu dönemde böyle oldu' gibi aks-ü amel yaratmamaya özen göstereceğiz. Bu memleket hepimizinse sorumluluk da hepimizin."
Tam da bu noktada BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, sözü seçim barajına, temsilde adalete getirdiğinde Gül'ün yorumu şu oldu:
"5-10 yıl öncesine bakın, bugünle kıyaslayın. Adım adım bu meseleler de aşılacak!"
***

Ve bam teli... "Kürtçe eğitim!"
Cumhurbaşkanı bir süre önce Mardin ve Batman'da idi. Hatta Batman'da, bir kahvehanenin bahçesinde vatandaşlarla sohbet etti. Meğer, Kayseri'de "iskemle" olarak bilinen o küçük oturak için Güneydoğu'da "Kürsü" denilirmiş. Kürsü, Kürtçe'de "oturak" anlamına gelirmiş. BDP Muş Milletvekili Nuri Yaman, bu bilgiyi aktardıktan sonra Cumhurbaşkanı Gül'e, "Kahvehanede kürsümüz var ama üniversitede yok" dedi. Demirtaş ve Sakık da Kürtçe'nin eğitim dili olması talebini yineledi. Kürt sorunu etrafındaki tüm dengeleri ve konunun hassasiyetini iyi bilen Gül, "Yıllardır bu işlerle ilgiliyim. Dışişleri Bakanlığı'ndan bu yana daha yoğun..." diye söze başladı, ardından Mardin Artuklu Üniversitesi'nde Kürtçe ile ilgili çalışmaları anımsattı. "Eskiden bunlar konuşulamazdı bile. Şimdi konuşulup, tartışılıyor. Birbirimizle diyalog kurmazsak; ben seni, sen beni hayalimizdeki gibi tanıyıp düşünürsek olur mu?" diye sordu. Nihai reçetesini yineledi:
"Kaliteli demokrasi. Karşındakini dinleyip, anlama. Kendi meselesini çözebilecek özgüvene sahip olma!"

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA