Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge idealinde yepyeni bir aşamaya geldik. Artık elimizde birbiri ile bağlantısının kurulması gereken kritik açıklama ve modalite seti var.
1- İmralı'nın, 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı. Ve 27 Şubat 2026'da "Demokratik Modernite, Demokratik Toplum, Demokratik Cumhuriyet" kavramsallaştırması altında çizdiği çerçeve. Ki "İmralı dili" diyebileceğimiz, ayrıca çözülmesi gereken kripto mesaj niteliğindeki anlatımların hayli tartışma başlıkları açacağına da kuşku yok.
2- TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun, ekleri ve itiraz şerhleri yanında mutlak çoğunluk iradesiyle kabul ettiği rapor. Bu bağlamda, bölücü terör örgütünün feshedilmesinin yanında silah bırakılmasının güvenlik ve istihbarat kurumlarınca takibi, teyidi ve ölçülebilir kriterlerle netleştirilmesi. Örgüt mensuplarının tek tek sicillerinin değerlendirilmesi, yani topluma kazandırılma esaslarını içeren belirli süreli yasal düzenlemenin gerekliliği.
3- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Türkiye Modeli" olarak adlandırdığı sürecin yönetiminde İmralı'nın statüsünün ne olacağı meselesi! Sn. Bahçeli'nin anlatımıyla, "PKK'nın kurucu önderliğinin statü sorunu vardır ve bunun çözümünün nasıl olacağı samimiyetle tartışılmalıdır!" Devlet Bey'e göre, "Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamasıyla PKK'nın kurucu önderinin büyük bir dahli ve payı vardır." Bu durumda, "Terörsüz Türkiye'ye hizmet eden İmralı'nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?"
***
Türkiye, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'deki gelişmelerden sonra şimdi İran'a taşınmakta olan "ayrılıkçı Kürt jeopolitiği ve azmettirici devletler grubu" ile karşı karşıya olduğumuzu yine ve yeniden görüyoruz. Kanımca Sn. Bahçeli'de Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge iradesinin canlı tutulması için yaptığı kritik açıklamalarla bir nevi "yazılım güncelleme" sorumluluğunu üstleniyor. Eş anlı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini ve anayasanın değiştirilemez hükümlerini de gözeterek "sürecin kaynak kodlarını" elinde tutuyor. Bir diğer ifade ile... Şu statü tartışmasında Devlet Bey, "Öcalan'ın sadece cezaevindeki hukuki statüsü değil, nihai çözüm sürecinde hangi rolü oynayacağı, nasıl muhatap alınacağı ve yasal çerçevenin ne olacağı" hususlarına odaklanıyor.
Devleti, toplumu yöneten değil; toplumun koordinasyon aracı olarak konumlandıran reçeteler,
Devletin kurumsal yapısına karşı; çoğulculuk adı altında yerel öncelikli talepler,
Temsilî demokrasi yerine katılımcı/ mahalli meclis tipi oluşumlar,
Ulus devletin asli ve kurucu kimliğini zayıflatan taleplerle mücadele etme gereği de çok açık. Ki bu hususların, Öcalan'ın hem fabrika ayarlarına dönüşünü simgelediği hem de Irak ve Suriye'deki Kürtlerin liderliği iddiasını da yansıttığı da bir gerçek.