MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 5.5.2026 tarihli grup konuşmasının "içerik, hedef ve neticeleri" itibari ile değerlendirilmesi "mesajının algoritmasının çözülmesini" zaruri kılıyor. Zira "algoritma", bir problemi çözmek için adım adım takip edilen yolu ifade ediyor. Hatta her algoritmanın net bir başlangıç noktası ve bir sonunun olması da gerekiyor!
Hal böyle olduğu içindir ki Devlet Bey özelinde ve Terörsüz Türkiye bağlamında bir kronolojiyi özetlemek pek çok açıdan fayda sağlar gibi görünüyor…
22 Ekim 2024-MHP Grup Toplantısı:
… Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun.
Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın! (Umut Hakkı'nı da kapsayan bu çıkış daha ilk dakikadan çıtanın en yükseğe konulması anlamına geliyordu.)
27 Şubat 2025: Bahçeli'nin ezber bozan hamlesi, Öcalan'ın "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" ile karşılık buldu. İmralı, terör örgütünden silah bırakmasını ve kendisini feshetmesini istedi.
10 Mart 2025: Sn. Bahçeli, yazılı bir açıklama yayımlayarak Öcalan'dan ilk kez "PKK'nın kurucu önderi" olarak bahsetti ve "terörist başı" sıfatını geride bıraktı. Ama o gün, halen süren çelişkiyi de sorguladı. "DEM Parti, PKK'nın kurucu önderi tarafından hazırlanan 'Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının' gereğini mi ifa edecek ya da Suriye bahanesiyle Türkiye'nin iç karışıklığa düşmesini projelendiren çürümüş siyasi zihniyetlere aracılık mı yapacak?"
18 Kasım 2025: Bahçeli partisinin grup konuşmasında, Meclis'te kurulan komisyondan bir milletvekili heyetinin Öcalan'ı ziyaret etmesi çağrısını pekiştirdi ve "Hiç kimse bu ziyarete yanaşmazsa alırım yanıma üç arkadaşımı; kendi imkânlarımızla İmralı'ya gitmekten, gocunmam, çekinmem, bir masa etrafında yüz yüze gelmekten imtina etmem!" dedi.
24 Şubat 2026: Bahçeli, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı ortak raporun açıklanmasının ardından, "PKK'nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacak?" sorusunu ortaya attı.
Ve nihayet…
5 Mayıs 2026: Yine MHP Grup Toplantısı… Sn. Bahçeli, "Öcalan için statü açığı varsa bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır" demekle kalmadı ve adını da önerdi:
"Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü!"
Derken, MHP'nin duruşunu bir kez daha netleştirdi:
"… Bizler vatan sevdalısı Türk milliyetçileri olarak barış için çıktığımız bu kutlu yola Allah'ın izniyle baş koyduk!"
Şu cümleleriyle de henüz tam manasıyla giderilemeyen endişeleri aşmaya dönük güvencelerini de sıraladı:
"Terörsüz Türkiye teslimiyet, pazarlık, devleti zayıflatmak, millî iradeyi gevşetmek, milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak değildir!"
Sn. Bahçeli'nin, "Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihî yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir" sözüne ilaveten, Cumhur İttifakının karakterini tekrar hatırlatan beyanları ile Kabine ve bürokrasiye dair beklentileri ayrı bir analizi hak ediyor. Bu bölümün, "Türkiye'yi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister" vurgusu ile yorumlanması ihtiyacı ise büyük resmi tamamlıyor.
Kısaca toparlayacak olursak…
Devlet Bey istikrarlı çizgisini koruyor. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge ideali için İmralı, çözüm denklemine alındığına göre, siyasi ve hukuki süreçlerle ve milli hazmetme kapasitesiyle de yüzleşmek gerekiyor.
Statü konusu da yasal adımlar veya idari formüller konusu da "hassas zamanlama eşiğine" gelip, takılıyor.
Hız ile sabırlı takip arasında optimal dengeyi bulmak için siyasetin tüm kanatlarına ciddi sorumluluk düşüyor!