Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NEBİ MİŞ

‘Kürtlere karşısınız’ söylemi neye hizmet ediyor?

Sesli dinlemek için tıklayınız.

PKK ve SDG'nin Suriye'de kaybetmesinin ardından örgüt yapıları ve DEM Parti, devleti ve iktidarı "Kürt karşıtlığı" ile suçladılar. Hatta, bazıları daha ileri giderek "Kürt düşmanlığı yapıyorsunuz" dediler. Hâlâ bu söylem üzerinden kampanya devam ediyor.
Son yıllara kadar, geçmişin hafızası ve konjonktürel etkilerle bu tür söylemlerin bir karşılığı vardı. PKK'nın Kürtler üzerinde vesayetinin devamında ideolojik katı ezberler kullanışlıydı.
PKK/PYD'nin Kürtler üzerindeki vesayeti, baskısı, şiddeti zaten biliniyordu. "Demokrasi", "barış", "insan hakları" gibi örgüt propagandaları ile Kürtler üzerindeki vesayetin perdelendiği açıktı. Ama artık, Kürt karşıtlığı söylemi üzerinden üretilen manipülasyonların miadı doluyor. Suriye'de, örgütün yaptıkları her anlamıyla ve tüm yönleriyle ifşa oldu.
PYD'nin yenilmesini, Kürtlerin hakları söylemi üzerinden mecrasından saptıranlara sormak gerekir: Kürtlerin çocukları zorla dağa çıkarılırken, onların hakkı yok muydu? PYD, kendinden olmayan Kürtleri öldürürken, yerinden ederken, destek verdiği yapıları yok ederken, Kürtlerin hakları yok muydu? Örneğin, Suriye'nin kuzeyindeki Barzani'ye yakın olan grup ve partiler, PYD tarafından şiddete uğradığında, onları destekleyenler göçe zorlandığında, bugün "Kürtlerin hakları" diyenlerin hiçbirinin sesi çıkmamıştı.
Kürt sizden olmayınca herhangi bir hakkı yok mu?
Örgüt baskısı kalkınca Esad rejiminin şiddet ve baskı yöntemlerinin aynısının SDG bölgesinde de yapıldığı tanıklıklarla ortaya çıkıyor. Bunların çoğu bilinmesine rağmen, niçin bir gün çıkıp, "Esad'ın yöntemlerinin aynısını kim yaparsa biz ona karşıyız" demediniz? Bu sorunun benzeri bir televizyon programında SDG'nin yaptıklarını savunan bir akademisyene sorulunca, "Savaş koşulları" demişti. Esad da aynısını söylüyordu.
Suriye'de örgüt sadece kontrol ettiği alanları kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda bugüne kadar algılarla oluşturduğu söylem gücü de kaybetti. Bunun sonuçlarını uzun olmayan bir gelecekte göreceğiz.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Bahçeli, örgüt ve uzantılarının propaganda savaşını etkisizleştirmek için büyük çaba gösterdi. Her iki lider de, Ziya Gökalp'in sözlerine atıf yaparak, "Türk ile Kürtlerin birbirini sevmesi hem dini hem de siyasi bir farzdır. Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir. Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir" şiarını bir ok konuşmasında tekrar ettiler. Bölgede güçlü, kalıcı ve müreffeh olmanın yolunun Kürt, Türk, Arap ittifakından geçtiğini vurguladılar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esad döneminde Kürtlerin haklarının verilmesi için çaba gösterdi. Bu konuda açıklamaları var. Esad devrildikten sonra da, Türkiye'nin bu konudaki hassasiyeti devam etti.
Karşı çıkanlar da, Türkiye'nin sadece Suriye'de değil, Ortadoğu'daki tüm etnik ve dini yapıların hak ve hukukunu korumak için çaba gösterdiğini pekâlâ biliyorlar. Suriye'deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de huzurunun teminatının Türkiye olacağını öngörmek zor değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yönünü Ankara'ya ve Şam'a dönenler kazanacak. Kıblesini şaşırıp kendisine yeni yabancı patronlar arayanlar kaybedecek" demişti. Dediği gerçekleşti.
Örgüt baskısı olmadan, Kürtlere "yönünüzü Ankara ya da Şam'a mı, yoksa İsrail'e mi dönersiniz" diye bir soru sorulsa, örgüt dışındaki tüm Kürtlerin cevabı Ankara ya da Şam olur. Ama Kürtler üzerinde baskıyı devam ettirmenin yolunun yabancı patronlardan geçtiği için terör örgütü, Kürtlerin yönünü başka yerlere kanalize etmek için zorluyor.
Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki PYD/ SDG yapılanmasına yönelik tutumunu, Kürt düşmanlığı olarak görenler, PKK'nın Kürtler üzerindeki vesayetinin devam etmesini isteyenlerdir. SDG'nin çökmesi, Kürtlerin kaybı değildir. Kürtleri bir örgütsel yapıya indirgemek, Kürtleri savunmak değildir. Örgütsel çıkarları savunmak da Kürtleri savunmak değildir, bu ancak, silahlı bir yapının kalkanı olmaktadır.
Terör örgütü Suriye, Irak ve Türkiye'de tasfiye olduktan sonra yepyeni bir siyasi ve toplumsal iklim ortaya çıkacaktır. Siyasal ve toplumsal alan her anlamda çoğullaşacaktır. Bu da Kürtlerin geleceği açısından hayırlı olacaktır.
Son söz, Kürtlerle örgütü ayrıştıran bakış açısının, söylemin ve uygulamanın topyekûn devam etmesi ve bu konuda hassasiyet gösterilmesi, manipülasyonların işlevsizleştirilmesi için elzemdir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.