Bayram sonrası ilk hafta ekonomide veri takvimi oldukça yoğundu. Büyüme, işsizlik ve enflasyon verileri aynı hafta açıklandı. Veriler orta şekerli geldi diyebiliriz. Büyüme verisiyle rakamları yorumlamaya başlayalım. Türkiye ekonomisi 2026'nın ilk çeyreğinde yüzde 2.5 oranında büyüdü. Yüksek faiz, siyasi gerginlikler ve jeopolitik belirsizliklere rağmen ekonomik aktivite bir şekilde kendine bir çıkış yolu buluyor.

Hanehalkı tüketimi büyümeye en çok destek veren kalem. Tek başına bu veriye bakarak "üretmeden büyüdük" ezberini tekrarlamaktan vazgeçmek lazım. Tüketimin olduğu yerde üretim de vardır. Ekonomik aktivite tek taraflı işlemez. Her şeyden önce yüzde 2.5'lik büyümenin 0.8 puanının yatırım harcamalarından geldiğini atlamayalım. Bunun yanı sıra, sektörlerin çoğunda üretim rakamlarının yılın ilk çeyreğinde pozitif olduğunu görüyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, üretimin varlığı değil üretimin kompozisyonu meselesidir.
Veriler, tüketimin büyük ölçüde hizmetler sektöründe yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de hizmetler, ekonominin en büyük sektörü konumunda. Üstelik son yıllarda hizmetler sektörü, diğer sektörlerle arasındaki büyüme farkını daha da açarak ekonomi içindeki ağırlığını artırıyor. Ne var ki üretim ve yatırımların hizmetler sektöründe aşırı yoğunlaşması, verimlilik artışına dayalı büyüme potansiyelimizi kısıtlıyor.

YENİDEN POZİTİF BÜYÜMEYE DÖNDÜ
İnşaat, ilk çeyrekte büyüme kaydeden bir diğer sektördü. Ancak deprem konutlarının büyük ölçüde tamamlanmasıyla birlikte, inşaat sektöründeki büyüme önceki çeyreklere kıyasla yavaşladı. Tarım sektörü ise bir yıl süren daralmanın ardından yeniden pozitif büyümeye döndü. Bu geri dönüş, hem ekonomik büyüme hem de enflasyonla mücadele açısından değerli oldu. Baz etkisinin yanı sıra, bu yıl mevsim koşullarının elverişli seyretmesi de tarımsal büyümeyi destekledi.
Büyüme verileri yüksek faiz ve belirsizlik ortamının en çok sanayi sektörünü vurduğuna işaret ediyor. Yılın ilk çeyreğinde daralma yaşayan tek sektör sanayi oldu. Yüksek teknolojili sanayi üretimi yükseliş eğilimimi sürdürdü. Fakat bu grubun sanayi içindeki ağırlığı düşük. Hal böyle olunca emek yoğun ve düşük teknolojili sanayi sektörlerindeki zayıflama, sanayinin genel büyüme eğilimini aşağıya çekiyor. Politika yapıcıların geleneksel sanayi sektörlerindeki gidişatı biraz daha önemsemelerinde fayda var.

BÜYÜME TEMPOSU VE İSTİHDAM
Zorlu koşullara rağmen ekonomi 23 çeyrektir aralıksız büyüyor. Ancak ekonominin dışında cereyan eden siyasi ve jeopolitik şokların, Türkiye ekonomisinin potansiyelinin altında büyümesine neden olduğu da bir gerçek. Bu yılın büyüme performansının 2025'e kıyasla bir tık daha güçlü gelmesi bekleniyordu. Ancak savaş ve iç siyasette yaşanan son gelişmeler, faizlerin düşmesini geciktiriyor. Mart-haziran döneminde büyüme verisi zayıf gelebilir. Yılın ikinci yarısının ise biraz daha canlı geçmesi muhtemel. Sonuç olarak, bu yılki büyüme temposu 2025'tekine paralel ilerleyecekmiş gibi duruyor.
Büyümede olduğu gibi işgücü istatistiklerinde de olumlu ve olumsuz unsurlar bir arada görülüyor. İşsizlik oranı, son 14 yılın en düşük düzeylerinde seyretmeyi sürdürüyor. Ancak verilerin ayrıntısına inildiğinde, son aylarda bazı işgücü göstergelerinde zayıflama belirtileri göze çarpıyor. Geçen yılın nisan ayıyla kıyaslandığında istihdamda 205 bin kişilik bir gerileme yaşandı. İşgücüne katılım oranı ise yüzde 53.5'ten yüzde 52.4'e indi. Dolayısıyla son aylarda işsizlik oranının kötüleşmemesi, istihdam artışından değil işgücüne katılımın düşmesinden kaynaklanıyor.
SAVAŞIN ENFLASYONİST ETKİLERİ ZAYIFLIYOR
Savaşın gölgesinde son aylarda karamsar bir hava hâkimdi. Savaş henüz sonuçlanmamış olsa da ateşkes ve barış ihtimali derken piyasaların savaşı büyük ölçüde içselleştirdiğini söyleyebiliriz. Savaşın ne zaman sona ereceğini Trump bile bilmese de çatışmasız geçen günler, anlaşma ihtimalini güçlendiriyor. Bu havanın etkisiyle emtia fiyatlarındaki hafif gevşeme, enflasyona dair endişelerin de bir miktar azalmasını sağladı. Mayıs ayı enflasyon verileri savaşın ilk etkilerinin çok kalıcı olmadığına işaret ediyor. Yüzde 1.71'lik mayıs enflasyonu, piyasa beklentilerinin bir miktar üzerinde gelse de bu yılın en düşük enflasyon performansı olarak kayıtlara geçti. Gıda enflasyonunun eksi çıkması ve ulaştırma grubundaki fiyat artışlarının yavaşlaması, kötü geçen dört ayın ardından enflasyonda bir nebze olsun nefes aldırdı.