Türkiye'de sermaye piyasaları, uzun yıllar boyunca ekonomik gelişme hızıyla paralel biçimde derinleşemedi. Finans sisteminde faize dayalı bankacılık sektörünün payı fazlasıyla ağır bastı. Türkiye'nin ekonomik büyüklüğüne kıyasla sermaye piyasası kurumları ve araçları güdük kaldı.
Ulusal tasarrufları artırmak ve reel ekonomiye yönelik yatırımları hızlandırmak için sermaye piyasalarının güçlendirilmesi önem arz ediyordu. Bunu sağlama yolunda büyük çabalar gösterildi. Bazı yasal düzenlemeler, vergi teşvikleri ve finansal okuryazarlık faaliyetleriyle sermaye piyasaları desteklendi. Halka arzların artmaya, bireysel yatırımcıların da tasarruflarını yavaş yavaş sermaye piyasalarına yönlendirmeye başladığı bir dönemde patlak veren koronavirüs salgını, sermaye piyasaları açısından adeta bir dönüm noktası oldu.
Piyasalara yönelik ilgi çok kısa sürede hızla arttı. On yıllar boyunca ulaşılamayan yerli yatırımcı sayısına yalnızca birkaç ay içerisinde erişildi. 2020'nin başında 3 milyon olan yatırım fonu yatırımcı sayısı 2026'da 6 milyon sınırına geldi.

Bu ani ve güçlü ilgi sonrasında bazı finans kurumlarının gözünü hırs bürüdü. Spekülatif hareketler ve ekonominin gerçekleriyle uyuşmayan fiyatlamalar, bizi bu hafta yaşanan olaylara sürükledi. Sonuç olarak bazı yatırım fonları temerrüde düştü.
Durumun paniğe ve sistemik riske dönüşmesini önlemek amacıyla resmi kurumlar bir dizi önlem aldı. SPK, yedi finansal şirkete ait 131 yatırım fonunun tasfiye edilmesine karar verdi. Merkez Bankası, finansal piyasalara sağladığı likidite imkanlarını genişletti. Böylece sorunlu portföy yönetim şirketlerinin fonlarında yaşanan likidite sıkışıklığının piyasanın sağlıklı işleyen kesimlerine yayılmasının önüne geçildi.
BDDK, borsadaki bankacılık hisselerinin değerini korumaya yönelik olarak bankalara hisse geri alımı yapma olanağı sağladı. Emlak Katılım Tasarruf Finansman, süreçten dolaylı olarak etkilenen iki tasarruf finansman şirketini satın almaya yönelik görüşmelere başladığını duyurdu.
BİR MUSİBET BİN NASİHATTEN EVLÂDIR!
Açgözlülük, suistimal ve ihmal üçlüsü, sermaye piyasalarında ilk kez böyle bir hadiseye yol açmıyor. Dünya sermaye piyasaları tarihi ne yazık ki benzer örneklerle dolu. Bazı ülkeler, başkalarının yaşadığı tecrübeleri dikkatle inceleyerek benzer sorunlarla karşılaşmamak için önden tedbir alır. Bu kategorideki ülke sayısı oldukça azdır. Birçok ülke ise bu tür sorunları bizzat tecrübe etmeden piyasalarını ve kurumlarını yeterince güçlendirmeyi başaramaz. Bazı ülkeler de var ki kötü deneyimlerden yeterli dersi çıkarmayıp defalarca aynı hataları yapar. Türkiye bunlardan değil. Türkiye'nin ikinci grupta yer aldığı söylenebilir. "Bir musibet bin nasihatten evlâdır" gibi bir atasözüne sahip olmamız aslında birçok şeyi anlatıyor..
Bunun en bariz örneğini 2000/2001 krizinden sonra yaşadık. O krize tetikleyen bankacılık sektörünü sonrasında çok iyi reforme ettik. Bu sayede 2008'deki küresel finans krizini hafif yaralarla atlattık; krizden en hızlı çıkan ülkelerden biri olduk. Umarım bu hadise de sermaye piyasalarının sağlıklı büyümesine vesile olur. Böylece sonraki küresel şoklar/krizlere karşı güçlü durabiliriz. Zira düzenleme, denetim ve gözetim alanlarında daha proaktif davranmamız gerektiği ortada.

FED FAİZİ ARTIRMAK ZORUNDA KALDI
ABD Başkanı Donald Trump, Kevin Warsh'ı Fed koltuğuna oturttuğunda ondan sadece bir isteği vardı: Faizleri indirmek. Warsh, göreve gelmesinin üzerinden henüz dört ay geçmeden faiz artırmak zorunda kaldı. Fed, son toplantısında faiz oranını 25 baz puan artırarak yüzde 3.75-4.00 bandına çekti.
Aslında Warsh, ilk başlarda faizi yükseltmemek için piyasalarla epey mücadele etti. Ama finans piyasaları, Fed faiz artırmadan önce kendi faizlerini çoktan artırmaya başlamıştı. ABD/İsrail ikilisinin İran'a saldırmasından bu yana artan enflasyon endişeleri nedeniyle Amerikan tahvil faizleri neredeyse son 20 yılın en yüksek seviyelerini gördü. Enflasyon yükselirken işsizlik oranlarının arka arkaya düşük gelmesi, Warsh'ın elini kolunu bağladı. Hürmüz Boğazı'nı düğümleyen savaş, yaz aylarında bitmiş ve barış anlaşması imzalanmış olsaydı, Fed'in bu faiz artışına gitmesine gerek kalmazdı.
Beyaz Saray, sosyal medya üzerinden Fed'e göz dağı vermeyi ihmal etmedi. Trump, doğrudan Warsh'u hedef almadı; fakat ABD'de faizlerin yüzde 1 ve altında olması gerektiğine yönelik güçlü bir mesaj verdi.
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu faiz artışının enflasyonu hedefine yaklaştırmayı sağlayacağına pek ihtimal vermiyorum. Enflasyonun kaynağı ile atılan politika adımı farklı yerlere işaret ediyor. Warsh da bu hamleyi doğrudan enflasyonla mücadeleden ziyade tahvil piyasalarını sakinleştirmek için yapmış gibi duruyor.