Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Siyaseti, kasetlerle dizayn etme girişimleri artık sosyal ve siyasal bir krize dönüştü. İşin çığırından çıktığı bir süreçteyiz.
Bu komploların siyaseten kimlere yaradığı, hangi karanlık akıllar tarafından üretildiği az çok biliniyor.
Sadece Ergenekon dava dosyasındaki 51 nolu cd'de yer alan iddialara bakınca yüksek yargıdan yüksek komutanlara kadar kimlerin izlendiği, kimlerin fotoğraflandığı çok açık seçik görülür.
Şimdi herkesin merak ettiği soru şu; siyaseti dizayn etmek için komplo kasetleri üretip piyasaya sürenler bulunabilir mi?
Sonuca yorumlarla değil, somut soruşturmalarla ulaşılması gerekiyor.
Biliyorsunuz Türkiye'de siyasete yönelik bu tür komplonun ilk adımı 7 Mayıs 2010 gece yarısı CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a yönelik görüntülerin yayınlanmasıyla atıldı. O operasyonla bugün MHP'lilere yönelik operasyon arasında çok sayıda ortak payda da var. En çarpıcısı da "Varan 2" vari tehditlerin olması... Ve aradan bir yılı aşkın bir süre geçti. Peki, ne oldu?
Siyaseten de çok tartışılıyor ama kimse soruşturmanın nereye geldiği konusunda bir bilgi sahibi değil. Başbakan Erdoğan'ın verdiği cevap ise sınırlı: "Yargı soruşturmayı sürdürüyor."
Bir yılda nereye geldik diye dün biraz araştırdım. Soruşturma haberi 8 Mayıs 2010 tarihli gazetelerde yer alıyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, suç duyurusu üzerine soruşturma açıyor ve soruşturma görevini de savcı Bülent Yücetürk'e veriyor. Bir yıldır bir polis ekibiyle bu soruşturma sürdürülüyor. İki kez Amerika'ya Metacafe'yle ilgili yazı yazıldığını biliyorum. İlkine cevap verilmedi, ikincisine ise cevap bekleniyor.
Kısaca şu anda somut bir adım atılmış değil. Ama soruşturma ekibine göre en önemli eksik, Baykal'ın yeterince bilgi vermemesi... Şu sorunun cevabı yok:
"Görüntünün çekildiği evi savcı veya polis biliyor mu?"
Savcı da polis de bu sorunun cevabını bilmiyor. Ayrıca bu davayla bizzat ilgili bir kaynaktan aldığım bilgiye göre, komplonun mağdurları ne yazık ki polise de savcıya da yardımcı olmamışlar. Eve kimin girip çıktığı bile soruşturulamamış. Anladığım kadarıyla bu tür soruşturmaların sonuçsuz kalmasında iki neden öne çıkıyor.
Bir: Yargı zihniyeti, iki: Bilinçli bir engelleme ihtimali.
Bilinçli engelleme var mı yok mu bunu bilmek zor tabii... Ama yargı zihniyetinin yeni teknolojilerle uyumlu olmadığı çok açık. Kuşkusuz yeni teknolojilerin devreye girdiği bir süreçte bu tür görüntülerin izini sürmek hiçde kolay değil. Uluslararası yazışmaların gerektiği bir durum söz konusu. Ama asıl sorun hala eski yargı zihniyetinin hüküm sürmesi...
Yargı sistemi hâlâ bu tür sarsıcı siyasi olaylara "eski soruşturma kültürü"yle bakıyor. Refleksi de bu yüzden çok yavaş. Oysa sorun siyasetin dizayn edilmesiyle ilgili ve insanların özel hayatları tehdit ediliyor.
Yani ortada "sosyal bir kriz" var ve ne yazık ki yargı sistemi bu olaya "kriz yönetimi" mantığıyla yaklaşmıyor. Bu yüzden de özel ekipler değil, rutin içinde "mesai saati" mantığıyla soruşturma yapılıyor.
Tıpkı deprem veya doğal afetlerde olduğu gibi bu tür olaylarda da bir "kriz yönetimi" oluşturulmalı ve hızlı sonuca gidilmeli... Çünkü siyaseti dizayn etmek isteyen komplocular, böyle giderse daha pervasız olacaklar.
Bu açıdan Baykal kasetinin soruşturması çok önemli... Eğer Baykal faillerin bulunmasını istiyorsa soruşturmaya neden yardım etmiyor, neden konuşmuyor?
Tabii bu arada şunu da merak ediyorum; komplocular ardı ardına kasetleri yayınlarken, bu ülkenin MİT'i, askeri ve polis istihbaratı ne yapıyor?
Kim bilir belki de seçim öncesi, özellikle Baykal kasetiyle ilgili bilgilerin ortaya çıkması siyasette daha "derin depreme" yol açar diye istenmiyor.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA