Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MAHMUT ÖVÜR

CHP’de eski ‘sır’ isimler gitti yenileri mi geldi?

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Ankara siyasetinin derinliklerini iyi bilen bir dostum; CHP'de olup bitenleri konuşurken, sözü sır danışmanlara getirip şöyle diyordu:
"Artık onların dönemi bitti, yeni bir isim var: Namık Tan. Bugün Kılıçdaroğlu ne yapıyorsa ve CHP'de ne oluyorsa onun bilgisi dâhilinde oluyor. Onu izlemekte fayda var."
Öyle mi değil mi doğrusu bilmiyorum ama eski Büyükelçi Ünal Çeviköz'ün seçim öncesi gözden düşüşüyle eski Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın devreye girmesi ve CHP'den milletvekili adayı olması arasında bir paralellik var. İkisi de ABD yanlısı siyasi çıkışlarıyla bilinmelerine rağmen birinin yükselmesi, diğerinin dışlanması sadece bir görev değişimi mi yoksa arkasında bambaşka bir "sır" mı var onu da önümüzdeki süreçte göreceğiz. Gerçi bu tür "sır"lı adamların CHP'ye ne kattığını görünce yenilerinin de pek farklı olmayacağını söylemek abartı olmaz.
Aslında bu geleceği önceki gün kamuoyunu şoke eden 80 civarında danışmanını toptan görevden alması da gösterdi. Onca danışmana rağmen kimse "kaybedebiliriz" uyarısı yapmamış, tam aksine "Geliyor, gelmekte olan" diyerek Kılıçdaroğlu'nu göklere çıkarmışlardı. Sağdan, soldan, ülkücü ve "Kürtçü" diye sunulan o danışmanlar arasında, geçmişte FETÖ'den hüküm giyen Fatih Gürsul gibi isimler bile vardı.
Her biri de kendi alanında iddialıydı. Partili Erdoğan Toprak, Tuncay Özkan ve Ünal Çeviköz gibi birkaç ismi bir yana bırakırsak, o danışman ve başdanışmanlar arasında birkaç kez yazdığım için partinin sır katı olarak nitelenen 14'üncü kat mukimlerinden Rasim Bölücek ve MOSSAD Recep lakaplı Recep Beşenk ilk dikkatimi çekenlerden.
Diğerleri arasında da eski Ülkü Ocakları Başkanı Ramazan Kubat, araştırmacı İbrahim Uslu, Nuşirevan Elçi, Hacer Foggo, son dönemde büyük bir sunumla Türkiye'ye tanıtılan Daren Acemoğlu ve Jeremy Rifkin gibi isimler vardı
Doğrusu CHP ve Kılıçdaroğlu danışmansız mı kaldı yoksa yerlerine yenileri mi atanacak belli değil. Belli olan tek şey; Kılıçdaroğlu'nun bunca danışmana, parti yönetimine rağmen "yenilgiyi" kimsenin görmemesine, seçim sonrası da kendisinin tek "suçlu" ilan edilmesine çok öfkelendiği gerçeğidir.
Bu öfkenin kurultay sürecinde de devam edeceği söyleniyor.

***


ÖNCE GAZETECİLER ÖZÜR DİLEMELİ
CHP ve öncülük ettiği Altılı Masa liderleri, kayyum ve KHK'lılar üzerinden FETÖ ve PKK'ya selam yollarlarken, Muharrem İnce'yi linç girişimi olurken alkışlayanlar arasında en dikkat çekici olanlar gazetecilerdi. Fondaşı- Candaşı fark etmiyor hepsi "masanın" militanı gibi çalıştı.Giderek ölçüyü kaçıran ve paçozlaşan gazetecileri bir yana bırakıyorum, bu konuda Yılmaz Özdil zaman zaman Kılıçdaroğlu'nu eleştirse de onun CHP'de önünü açan "Kaset Operasyonu"yla ilgili yazdığını hatırlamıyorum. Şimdi o dosyayı açacağını söylüyor. Oysa bu dosyayı yıllardır Emin Pazarcı ve ben yazıp durduk. Kendilerine "muhalif" diyen tek bir gazeteci dönüp bakmadı. Ayrıca CHP'li Onur Öymen kitabında, Yılmaz Ateş ise çıktığı ekranlarda FETÖ'nün kurduğu o kumpası sık sık anlattı. Kimse duymak istemedi. Mesela Cumhuriyet Gazetesi yıllardır hiç oralı olmadı. Ama seçim yenilgisinden sonra baktım, Cumhuriyet yazarı Ergin Yıldızoğlu o kaset operasyonunu hatırlamış:
"CHP'nin başına bir kaset olayıyla gelen Kılıçdaroğlu, o günden itibaren bu son seçimlere kadar hep aynı siyasi taktiği izledi."
Gerçekten günaydın. CHP-FETÖ ilişkisini görmek için 13 yıl beklemek ve derin bir seçim yenilgisi mi yaşamak gerekiyordu? CHP'nin böyle savrulmasında ve nefret siyasetinin hayat bulmasında gazetecilerin payı, siyasilerden az değil. Önce bu sürece alkış tutan gazeteciler halktan özür dilemeli, sonrası kolay.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA