Kutuplaşma siyasetin doğasında var ama bizde durum rekabetten çıkıp "düşmanlığa" dönüşmüş durumda. Bu yüzden de siyaset hiçbir konuda buluşamıyor. Demokrat Parti-CHP ilişkisinden bugünkü AK Parti-CHP ilişkisine bakın, iki ana akım parti çok az "milli" konularda bir araya geldi. Toplumsal sorunlarda ise bu hiç olmadı. Alın aile meselesini... Sadece son 10 yıla bakın, Başkan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ne zaman "aile"nin güçlendirilmesinden söz etse, en büyük itiraz CHP'den geldi. Aynı şekilde ne zaman dijital mecraların "tehlikesinden" söz edilse, "Özgürlüğümüz kısıtlanıyor" feryatları yine CHP'den yükseldi.
Oysa CHP sosyolojisi de aynı sorunlardan şikâyetçi. Ama bu gerçekler CHP'nin "Batıcı" siyasi aktörlerinin umurunda değil. Onlar büyük oranda, "Batılılardan daha Batıcı bir ruh hâliyle" siyaset yaptı. Bütün amaçları da Batı hayranı bir "Türk" tipi yaratmaktı. Bakın o Türk tipini rahmetli gazeteci Uğur Mumcu nasıl tarif ediyor:
"İsviçre Medeni Kanunu'na göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza mahkemeleri usulü yasasınca yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir."
Şimdi buna "ABD tipi saldırı" da eklendi ama Allah'tan bu model tutmadı, tutamaz da. Tabii hâlâ bu tipi üstenci bir bakış açısıyla dayatanlar da var. Bu gerçeği son iki okul saldırısıyla bir kez daha gördük. Saldırıların acısı tazeyken bile akıl dışı itirazlar sürdü. Özellikle ailenin ve okulların güvenliği, sosyal medyadaki başıbozukluğun önlenmesi için yapılan önerilere yönelik itirazlar insanları çileden çıkardı.
Öyle çıkardı ki, önceki gün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Çocuklara Yönelik Şiddet Özel Temsilciliği Ofisi ve UNICEF tarafından düzenlenen "Çocukların Dijital Ortamda Korunmasına İlişkin Uluslararası Politika ve Uygulama Paylaşımı" başlıklı etkinliğe katılan Emine Erdoğan şunları hatırlatmak zorunda kaldı:
"Anne babalar, ne zaman endişelerini dile getirse çağın gerisinde kalmakla itham edildiler. Dijital mecralara dair düzenlemeler sosyal politikaların konusu olduğunda hükümetler baskıcı olmakla suçlandılar. Maalesef bu işin sonu, çocuk ve gençlerin, siber zorbalık, dijital bağımlılık, kişisel verilerin kötüye kullanılması, şiddet içerikleri, ayrımcılık ve nefret söylemleri gibi risklerle çepeçevre kuşatılmasına neden oldu. Bugün bu sınırsızlığın bedelini, çocukların ruhsal, zihinsel, bilişsel, sosyal ve fiziksel gelişimlerinde ortaya çıkan hasarlarla ödüyoruz."
Şu rakamlar tehlikenin ne kadar büyük olduğunu göstermeye yetiyor:
"Yapılan araştırmalar, küresel olarak yılda 300 milyondan fazla çocuğun çevrimiçi istismar ve tacize maruz kaldığını gösteriyor."
Karşımızda hem böyle bir dehşet tablosu var hem de her önlemi "çağın gerisinde kalmak" olarak niteleyen bir siyasetçi bloku. Oysa çağın ilerisinde olduğunu sanan toplamlarda nasıl bir çürüme ve çöküş olduğu ortada. Türkiye biraz geç kalsa da bu ithal saldırganlıkları etkisiz kılacak ve kendi doğal yolculuğunu sürdürecek.
Son sözü gazeteci dostumuz Mehmet Çek'e bırakalım:
"Birileri ısrarla ilk defa Türkiye'de oluyormuş gibi ortalığı velveleye veredursun okul saldırganlıkları, çocuklarda yükselen şiddet eğilimi Batı'nın uzun yıllardır maruz kaldığı, bizim ise başımıza ilk kez gelen ve tam olarak Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 'yabancısı olduğumuz bir durum'. Fakat Türkiye Batı'ya benzemez; onların yıllardır içinde kıvranıp altında kaldıkları sorunu iki hamleyle keser atar."