Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Çetin Altan, muharrir olarak köşe yazısı yazan son kişidir. Bu ülkede dünyanın en tatsız üsluplu yazılarını şairlerin yazdığını görürken, Altan'ın bu özelliğinin onun dünyamızdaki anlamını büsbütün zenginleştirdiğini düşünüyorum"

Geçenlerde okuduğum yazısında, artık birisinin yardımı olmaksızın arabaya binip inemediğini okuyunca, Çetin Altan'a bir kere daha şaşırdım.
Bu yaşta neredeyse her gün bir yazı yazıyor. Her yazısında, bir yandan bugünün, geçmişin ve geleceğin, üstelik yıldızlar çakan kesişmesini görüyorum, bir yandan da müthiş bir edebi tat alıyorum. Hemen belirteyim ki, iyi edebiyat daima metafiziktir.
Çetin Altan'ın da metafizk sorgulamalar, zorlamalar, irdelemeler içermeyen bugüne değin belki tek yazısını okumamışımdır. Köşe yazarlığının gitgide daha kurulaştığı, yavanlaştığı bir dönemde bunun anlamı çok daha büyük.
Diyebilirim ki, Çetin Altan, muharrir olarak köşe yazısı yazan son kişidir. Ben bu ülkede dünyanın en tatsız üsluplu yazılarını şairlerin yazdığını görürken, Altan'ın bu özelliği onun dünyamızdaki anlamını büsbütün zenginleştiriyor.
Bunları yazmadan önce düşündüm: Kaç tane Çetin Altan var? Köşe yazarı, siyasetçi, roman ve tiyatro yazarı Çetin Altan...
Ben hangisini, nerede tanıdım?
Bizim evde Akşam gazetesi okunmazdı. Ulus ve Cumhuriyet getirirdi babamın 'katibi' her akşam. Uzak Kars'a gazeteler bir gün gecikerek ulaşırdı. Sonra Ankara'ya taşındık. Akşam gazetesini, dünyadaki her şeyi büyük bir merakla izleyen, yeniliklere sonuna kadar açık, daima heyecanlı, serüven duygusunu her daim dipdiri canlı ve ayakta tutan dayımın elinde gördüm, İstanbul'da geçirdiğim güzel yaz günlerinde.
Orada bir köşe vardı: Taş. Henüz çocuk sayılırdım ama İlhan Selçuk'un Pencere'si ki, ilk okuduğum köşe, hatta yazıdır; Altan'ın Taş'ı gene de dikkatimi çektikçe çekiyordu. Selçuk'unki neyse de Altan'ın Taş'ının farkını daha o zamanlar yakalamıştım.
1975'ten sonra Ankara'da Attila İlhan'la görüşmeye başladım. Neredeyse haftada üç gün beraberiz. Bilgi Yayınevi'nde çalışıyor. Akıl almaz derecede ilginç bir insan. Yazdıklarına neredeyse tapıyorum. Anlattıklarını ağzımı açmadan, donmuşçasına dinliyorum. Zekası karşısında ürkmemek olanaksız. O aralar Çetin Altan, Türkiye'de bir fenomen. Kimseleri beğenmeyen, herkesi eleştiren Attila İlhan'ın zekası bakımından bir tek kişiden çekindiğini gördüm, Çetin Altan'dan; "İnsanı rahatsız edecek kadar zeki," demişti.
Çetin Altan'la bir toplumsal kimlik olarak, birlikte yaşamamak olanaksızdı. Türkiye'nin, Fransa'daki gibi özel hayatıyla toplumsallaşmış ilk yazarıydı. Özel hayatı, yaşantısı farklıydı. O kadar ki, Viski romanı yayımlandığında "O viski içer diyenler için yazdım," demişti.
Adını bilmemek gerçekten olanaksızdı.
12 Mart gelmiş, içeri alınmış. Gözlerini kaybetmek üzere. Hiç unutmam, köşedeki dükkanında, 'Hoca'nın homurtularına rağmen gazeteleri okuyorum ve bir gün birisinin ilk sayfasında 'Bu gözler kör olacak' diye devasa bir manşet. Altan hapishanede ve gözlerini kaybetme tehlikesi içinde. Sanırım önemli ölçüde de yitiriyor görme yetisini. Çıkıyor nihayet. Bütün ömrü böyle geçmiş. Davalar, kovuşturmalar, sorgulamalar.
1965 sonrasında Meclis'te dövülmüş. Neredeyse öldürülecek. Bir milletvekili üstüne yatarak, abanarak kurtarıyor canını. Ben Milletvekili İken isimli kitabında anlatıyor o dönemi.
Bir dönem Doğan Avcıoğlu'yla birlikte, en yakın arkadaşlarından İlhami Soysal'ın kızı Alev sınıf arkadaşımdı. Evlerine gittiğimde duvarda Çetin Bey'in ona imzaladığı fotoğrafı görmüştüm, üstünde 'Yakan değil, ısıtan Alev'e' diye yazdığını, 1975 Aralık ayından ve çok karlı bir Ankara gününden uzak bir anı olarak anımsıyorum ki, beni Attila İlhan'la buluşturan da oydu, İlhami Soysal'dı.
12 Mart sonrasında yepyeni bir hamle yapmış ve roman yazmaya başlamıştı. Bir Avuç Gökyüzü, Büyük Gözaltı son derecede zekice yazılmış, son derecede çekici romanlar.
Sonra iki roman daha geliyor. Bir de oyunları var. Yıllar sonra tekrar okudum onları. Oğlu ve dostum Mehmet Altan'a da onların toplu basımlarının çıkması gerektiğini söylediğimi ve bu işle uğraştığımı unutmadım. Bu söylediğim gerçekleşti, o çok güzel oyunlar yeniden ve toplu olarak basıldı. 1980 sonrasındaki 30 yılda ise gene kendini ayakta tutmayı, her dem yepyeni bir yazar olarak istikamet göstermesini bildi.
Kardeşim Mehmet Yılmaz, Milliyet'i yönetmeye başladığında Çetin Altan'a götüreceği teklifi ilk bana açmıştı, onu heyecanla desteklemiştim.
Anlaşmayı yaptıktan sonra içtikleri şampanyaya imrenmiştim, yalan mı söyleyeceğim?
Çetin Altan'ı okumak bir zevktir ama aynı zamanda bir hüzündür. Köşe yazarı olarak kimsenin uğraşmadığı, aklının ucundan bile geçmeyen öyle saptamalar yapmış, öyle konuları gündeme getirmiştir ki, yüzüne çarpınca onlar insan neredeyse ürperir. Erkek erkeğe gidilen kahveler, bunca silahın bulunduğu ama tek bir piyanonun bulunmadığı köyler, mesleksiz insanlar topluluğu oluşumuz hep onun saptamalarıyla bir köylü toplumunun sanayi ve sonrası topluma evrilişinin iç sıkıntıları olarak onun kaleminde somutlaşıp karşımıza çıkmıştır.
Kendi tabiriyle 'pancar motoru' çalışmaktadır.
Bütün bunları bambaşka bir açıdan ele almak, görmek, eleştirmek de mümkün ama ortada bir gerçek var: Çetin Altan anasından muhalif doğmuşlardandır. Hatırlıyorum, hiç unutmadım, bir yazısında, yazmak demişti, dünyanın en zor şeyi. Bir kalem, bir kağıt. Ev bununla dönecek, çocukların süt parası ve hayat bu bir kalem ve bir tabaka kağıtla kazanılacak. Üstüne üstlük, dünyanın en çok köşe yazısı yazan yazarı olacak bir insan ve milletvekilliği yapsa da dayaklar yiyecek, hapisler yatacak. Geçim derdiyle boğuşacak. Romanlar, oyunlar... Hepsi sanki olmayan bir dünyadanmış gibi geliyor insana ve şairin 'Yoksa biz, biz bu dünyadan değil miyidik' mısrasını hatırlatıyor.
Hâlâ çok taze, 50-60 yıl sonra da Çetin Altan.
Sorularıyla, şiirsel paragraflarına sarıp attığı 'taş'larıyla, müthiş saptamalarının arasına sıkıştırdığı iğnelemeleriyle hâlâ bir fütürist olarak yaşıyor.
Herhalde daha binlerce yıl yaşayacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA