Türkiye'nin en iyi haber sitesi

12 Haziran seçimlerinden bu yana neredeyse bir yıl geçti...12 Haziran 2011 Yeni Türkiye kuvvetlerinin kesin zaferinin tarihiydi...Yeni Türkiye'nin siyasal hareketi olan AK Parti cumhuriyet tarihinde ilk kez görüldüğü üzere üçüncü genel seçimlerden de toplumsal destek oranını arttırarak çıkmıştı...Yeni Türkiye koalisyonunun en önemli aktörlerinden Fethullah Gülen Hareketi(kısaca Hizmet) de 12 Haziran'da yekvücut AK Parti'ye destek vermişti,AK Parti'nin daha fazla rey alması için ellerinden geleni yapmıştı Hizmet gönüllüleri...12 Haziran zaferinin ardından anayasal haddini aşan Eski Türkiye kafasındaki Genelkurmay komuta heyeti Başbakan'ın emriyle görevden alındı ve sivil otoriteye tam itaat eden,hukuka bağlı bir Genelkurmay Başkanı göreve getirildi...12 Eylül halk oylamasıyla HSYK ve AYM zaten daha demokratik bir yapıya kavuşmuştu.Eski Türkiye zihniyetinin yargıdaki hegemonyası sona ermişti...Kısacası Eski Türkiye zihniyeti belli kritik yerlerden tasfiye edilmişti ve artık yapısal reformların sırası gelmişti...Yeni Türkiye sivil ve özgürlükçü yeni bir anayasal rejim talep ediyordu.Başbakan da her konuşmasında Yeni Anayasa diyordu... Fakat özellikle Eylül 2011 tarihinden itibaren Yeni Ankara'nın ittifak kuvvetleri arasında bazı sıkıntılar baş göstermeye,daha doğrusu su yüzeyine çıkmaya başladı.2002-2011 arası geçiş dönemindeki "iktidar kavgaları"ndan farklıydı bu hal. Eski Türkiye zihniyetine karşı beraber mücadele etmiş güçler 12 Haziran sonrası karşı karşıya gelmeye başladı, algılar ile olgular karışmaya başladı ve sonrasında bu sıkıntılı süreç özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya'nın akılalmaz hamlesiyle 7 Şubat krizi ile sonuçlandı... 7 Şubat krizi sonrası bu çatırdama çatışmaya dönüştü.7 Şubat siyasete müdahele girişimi sonrası akıl ve sağduyu hepten Yeni Türkiye'yi terketti ve maalesef 7 Şubat krizi 7 ŞUBAT KEPAZELİĞİne dönüştü...7 Şubat kepazeliği neticesinde darbecilerle mücadelede önemli bir işlev gören CMK 250'nin değişmesi noktasına gelindi...Maalesef 7 ŞUBAT KEPAZELİĞİNE İMZA ATANLAR VE DESTEK VERENLER ERGENEKONCULARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRDÜ...Hâlâ da bu gerçeği göremeyenler,hâlâ fanatikçe Başbakan'a 7 Şubat vesilesiyle saldıranlar var...Öte yandan CMK 250'de AB standartlarında bir değişikliği ve kimi alt düzey tutukluların tahliyesini herkes savunacaktır ama mevcut tüm yetkileri ortadan kaldırmak da felaket olur...Dahası normal bir değişiklikte bile 7 Şubat zihniyetinin yargıdaki devamı olup nefsine yenik düşenler hükümeti zor durumda bırakmak amacıyla meşhur katil darbecileri tahliye ederse ne olur? Bence bu konuda da önlem almak şarttır...Bildiğim kadarıyla 7 Şubat'a imza atanlara dair bir disiplin soruşturması bile başlamadı. Konuyla ilgili emniyetçilerin hepsi görevden alındı ama 7 Şubat'ın yargı ayağı hakkında HSYK hiçbir şey yapmadı...7 Şubat bir vesayet girişimiyse tek kabahatli emniyetçiler mi? 7 Şubat sonrası bilindiği gibi Hizmet'in yayın organlarıyla Hükümet'i destekleyen yayın organları arasında da net bir uçurum doğdu...8 Şubat'ta Zaman gazetesi manşetten "Savcılar bugüne kadar hiçbir hata yapmadı" yorumuyla girdi ve 7 Şubat vesayet girişiminin arkasında durdu.Zaten "Bütün emniyetçiler,özel yetkili savcılar cemaatten" tezinin şu an tek dayanağı Hizmet'in yayın organlarının tavizsiz her konuda emniyetçilerin&savcıların yaptıklarını desteklemeleridir...Öte yandan Hizmet'in Zaman'ın dışındaki diğer yayın organları ve özellikle Hizmet'in genç kalemleri 7 Şubat sürecinde daha da sertti.Hele Hizmet'ten olmayıp Hizmet'in yanında durur pozisyonda olanların fanatizmi ise üst seviyedeydi.Zaten genelde bu kesim ortalığı berbat etti...Benim eski gazetem olan,her zaman "PKK ile müzakere"yi savunmuş,MİT-PKK görüşmelerinden ötürü Hakan Fidan'ı tebrik etmiş,sivil hükümete yönelik yargısal vesayet girişimlerine karşı dimdik durmuş Taraf ise 7 Şubat sürecinde nedense son derece problemli bir tavır aldı...Bugün geldiğimiz noktada ise Hizmet'in önemli isimlerinin 7 Şubat'a dair özeleştiri sürecini de başlattığını görüyoruz... Hüseyin Gülerce'nin son yazısındaki şu satırlar dikkatle okunmalı..."Maalesef bir savcının özensiz, hatta biraz da "güç bende" tavrıyla attığı adımın getirdiği bir kavşaktayız" Bu satırların ZAMAN GAZETESİNDE YAYINLANABİLMESİ ÇOK ÖNEMLİDİR... Fethullah Gülen Hocaefendi 7 Şubat sonrası bu olay özelinde hiçbir açıklama yapmadı.Fakat kimi hizmet mensupları bu olay sebebiyle hasta yatağında Başbakan'a yüklenirken Hocaefendi,Başbakan'ın eşi zor bulunur kıymette,milletinin medar-ı iftiharı bir devlet adamı olduğuna dikkat çeken çok önemli açıklamalar yaptı...Aslında ta Mart 2011'de Hocaefendi oluşabilecek enaniyet çatışmasına karşı uyarılarını yapmıştı.Sanırım o uyarı dikkatlerden kaçmıştı..."Üslubumuzun üzerine garezlerimizi yüklemeyelim" demişti Hocaefendi ve eklemişti..."Başkaları niye düşmanlık yapıyor,her fırsatta bu harekete dil uzatıyor? Burada biraz da kendimize bakmamız lazım. Acaba bizim usul hatalarımız mı, üslup hatalarımız mı var? Bize olan bakış; yanlış yaklaşımlarımızdan mı, ihmallerimizden mi, o insanları 'karşı cephe' olarak görmemizden mi kaynaklanıyor? Bunları düşünmeden, bir yönüyle kendimizle yüzleşmeden, kendimizi sorgulamadan, hemen insanları, kabahatlerinin mahkûmu haline getirmek doğru değil."Keşke o insanlar da bizim iyiliğimizi isteyerek, bizler için 'daha iyi olsalar' mülahazasıyla ve insafla, izanla neyimiz eksik ise onu söyleseler. Biz de kendimizi Allah karşısında hesaba çekerek, kendimizle yüzleşerek, 'neyimiz eksik, bu mevzuda ne yapsak' desek. Okuma mı, müzakere mi, mukayeseli okuma mı, fedakârlık mı, ne eksikse bunlar bize rencide etmeden, kırmadan söylense. Biz bu yaklaşımı, irşat sayarız. Eksikliklerimizi giderme adına, bu hareketin içindeki insanların eksikliklerini giderme adına bir irşat sayarız. Bize irşat adına elini uzatan insanların elini öperiz, çok rahatlıkla..." Yukarıda alıntıladığım satırlardaki anlayış aslında 7 Şubat meselesini de halledecek ve fitne ateşini bir anda söndürecek bir anlayıştır...Bu engin ve derin felsefenin sahibi Fethullah Gülen Hocaefendi ile Gülen'in cümleleriyle;Yaptığı hizmetlerle milletimizin medar-ı iftiharı haline gelmiş Başbakanımızın yüz yüze görüşmelerinin herşeyi halledeceği kanısındayım. Şöyle mütevazı bir arzum var sevgili okurlarım...14 Haziran'daki Türkçe Olimpiyatları finaline Başbakanımız teşrif etse,oradaki konuşmasında "Bu güzel etkinliğe ilham veren Fethullah Gülen Hocaefendi'ye bu ülke hasret kaldı,bu hasretin bitmesi milletimizin arzusudur" gibi bir cümle etse...Hocaefendi'nin bir hafta içinde ülkemize, Altunizade'deki mekanına, döneceği kanaatindeyim... Hocaefendi'nin felsefesinde değer verdiği devlet adamlarının sözlerine çok büyük ehememmiyet verme vardır.Milletimizin medar-ı iftiharı dediği Başbakanımızın bu sözlerini boşa düşürmez Hocaefendi... Enaniyetlerinden,kişisel hırslarından, kibirlerinden,egolarından ötürü bu buluşmanın gerçekleşmesini istemeyecek insanlar çıkacaktır.Kendi enaniyetlerini Yeni Türkiye'den üstün tutan insanlar her kesimde vardır...Biliyorlarki bu buluşma gerçekleşirse onları besleyen fitne ateşleri sönecek,bu kaos bitecek,herşey yoluna girecek... "Altunizade ile Kısıklı arası doğrudan diyalog olmasın" diye çabalayan her kişi benim düşmanımdır bundan böyle.Hizmet içinden,Hükümet içinden yada dışarda birileri,hiç fark etmez...Büyük zorluklarla bu halkın yıktığı statüko duvarlarını hiçkimse yeniden inşa edemeyecek...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA