Birleşmiş Milletler 0 ile 17 yaş arasındaki insanları çocuk olarak tanımlıyor. TÜİK verilerine göre İstanbul'da 4 milyona yakın çocuk yaşıyor. Yani İstanbul'daki çocuk sayısı ülkemizdeki 72 şehrin nüfusundan daha fazla. Çocuk sayısı bakımından İstanbul, Avrupa'da ilk sırada. Üstelik bu hesaplara yaşı ilerlediği halde büyüyememiş olanlar dahil değil. İstanbul'a vali olmak çocukların da valisi olmak demek. Ve mesele kar yağdığında okulların tatil olup olmamasından ibaret değil. Şehrin ve ülkenin hem bugünüyle hem de geleceğiyle yakından ilgili.
Davut Gül üç senedir bu vazifeyi yürütüyor. İstanbul'a geldiği günden itibaren itimat telkin etti. Manasız ve sonuçsuz münazaraların bir parçası olmadı, devlet ciddiyetini temsil eden, olabildiğince çok vatandaşa temas eden, kuşatıcı bir yaklaşım sergiledi. Özellikle çocuklara önem verdiğini zaman içerisinde bariz bir biçimde hissettirdi. Kendisiyle görüştüğümüzde bunun sebebini sordum. Aynen şöyle söyledi: "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bize bir talimat verdi: 'Kendi çocuğunuz için ne istiyorsanız valisi olduğunuz şehirlerdeki bütün çocuklar için aynısını isteyeceksiniz." Biz de bu sözü ilke edindik ve tarafımıza tevdi edilen bu görevi en güzel şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz."
Vali beye bu çerçevede hayata geçirdikleri projeler hakkında sorular sorduk. Anlattıklarını belli başlıklar altında tasnif etmek gerekirse... Okuma kültürü, spor, müzik, sosyal katılım, dezavantajlı çocukların desteklenmesi ve başarının ödüllendirilmesi ön plana çıkıyor... Şimdi bu başlıklara biraz daha yakından bakalım.

KÜTÜPHANE KÜLTÜRÜ OLUŞTU
Cumhuriyet'in kurulduğu 1923 yılından Davut Gül'ün vali olarak atandığı 2023 yılına kadar geçen bir asırda İstanbul'daki okulların kütüphanelerinde toplanan kitap sayısı 6 buçuk milyon civarındaydı. Girişte belirttiğimiz çocuk nüfusuyla karşılaştırdığımızda bunun arzu edilen düzeyin çok altında kaldığı kesindir. Üstelik bu kütüphanelerin çoğu derme çatma, yasak savmak kabilinden yapılmış, kimi yerde birkaç raftan ibaret, kitap seçiminde hiçbir hususa dikkat edilmemiş, hatta bir kısmı gazeteler tarafından eşantiyon olarak verilmiş haldeydi. Kısaca okullarımızda kütüphane kültürü mevcut sayılmazdı.
Davut Gül göreve gelince bunun eksikliğini fark ediyor ve bir hedef belirliyor. Okulların nitelikli kitaplardan teşekkül eden nitelikli kütüphanelere sahip olmasını sağlamak. Valilik bu konuda inisiyatif ve sorumluluk üstlenmiş, sıkı durun, 3 yılda 100 yılda yapılandan daha çok iş yapılmış ve İstanbul'daki okullara 7 milyon 300 bin kitap kazandırılmış. Kitapların çocuklara uygun ve çeşitli olmasına özen gösterilmiş.

Hepimiz biliyoruz ki kitabı rafa koyduğumuzda çocuğa ulaştırmış olmuyoruz. Kitabın çocuğa, çocuğun da kitaba ulaşması için ayrıca bazı çalışmalar yapmak gerekiyor. Bu yüzden 'Ben Okuyorum, İstanbul Okuyor' projesi hayata geçirilmiş. Bu projeye her okul kendi şartlarına göre dahil olmuş ve okuma saatleri sayesinde kitap okumak eğitim hayatının tabii bir cüzü haline gelmiş.
Bununla da yetinilmeyip ailelere çağrı yapılmış: Her akşam 21.00 ile 21.30 arasında televizyonu, tableti, telefonu kapatalım; ailecek kitap okuyalım, denmiş. Ne kadar önemli. Çocukların yetişmesinde telkin kadar hatta daha önemli bir şey varsa o da olumlu örneklerdir. Baba ya da annenin sadece dediğini değil yaptığını da yapma eğilimi gösterir çocuklar. Çocuğun kitapla bağ kurmasında ebeveynlerin rolü yadsınamaz.
Kitapların okullara girmesiyle birlikte sadece okuma değil yazma faaliyetinde de artık gözlenmiş. Okullarda öğrenciler tarafından çıkarılan dergiler hatta şiir ve hikâye kitapları çoğalmış. Böylece okuma faaliyeti, yazma cesaretine dönüşmüş.

HER İLÇEYE BİR FUAR
Burada kitap fuarlarına ayrı bir başlık açmakta yarar var. İstanbul Valiliği uzun yıllardır tartışılan kitap fuarlarına erişim sorununa da bir çözüm üretmiş. 39 ilçenin hepsinde fuar düzenlemek için kollarını sıvamış. Bu sayede Tuzla'da, Üsküdar'da, Sultanbeyli'de, Kartal'da, Pendik'te ya da Maltepe'de yaşayan çocukların İstanbul'un diğer ucuna taşınmasına gerek kalmamış. Kitaplar, yayınevleri, yazarlar ve şairler çocukların ayağına gitmeye başlamış. Ortalama 10 gün süren bu fuarlar Üsküdar'da şahsen de gözlemlediğim üzere bir şenliğe dönüşüyor ve çok da yararlı oluyor. Valiliğin organizasyona sağladığı destek sebebiyle maliyetler artmadığından fiyatlar da makul seviyede kalabiliyor...

SPOR ŞEHRİ İSTANBUL
Çocukları anlamak için onları bütün hususiyetleriyle ele almak gerekiyor. Bu çerçevede büyük önem verilen faaliyet alanlarından biri de spor olmuş. 'Spor Şehri İstanbul' projesi başlatılmış. Bütün okullarda spor kulübü kurulmuş. Yine verilerle konuşursak daha önce sadece 30 civarında olan okul spor kulübü sayısı bugün 2 bin 700'e ulaşmış durumda. Sporcu lisansına sahip öğrencilerin sayısı da, dikkat edin, 12 binden 875 bine yükselmiş durumda. Lisans dediğiniz nedir ki, bir kağıt parçası neticede, şeklinde itirazlar olabilir fakat gördüğümüz kadarıyla nicelik kadar nitelik de önemsenmiş. Okullardan gelen talepler doğrultusunda bütün branşlar desteklenmiş. Hatta bu branşları yapabilmek için gereken spor malzemeleri temin edilmiş. Yani çocuklar kaydedilip kaderlerine terk edilmemiş, takip edilmiş, eksikleri tamamlanmış, mümkün olan talepleri yerine getirilmiş. Spor yapmak istiyoruz ama imkânımız yok, yakınması ortadan kaldırılmaya çalışılmış. Vali Davut Gül'ün ifadesiyle: "Bu önemli. Çünkü spor, sadece beden eğitimi değildir. Disiplin, takım ruhu, özgüven, kaybetmeyi öğrenme, yeniden deneme, mücadele etme ahlakı kazandırır. Çocuğu sokaktan, bağımlılıktan, hareketsizlikten ve yalnızlıktan koruyan güçlü bir alandır."

MÜZİK HER YERDE
Kitapları ve sporu en güzel şekilde tamamlayan etkinlik ne olurdu, diye sorsam pek çoğunuz şu cevabı verirdiniz: Müzik... Evet, İstanbul'da müzik de ihmal edilmemiş. "Enstrümansız Okul Kalmasın" anlayışıyla bu yıl itibarıyla 500 okulda müzik atölyesi kurulmuş. Vali bey "Her çocuğun en az bir enstrümana temas etmesi önemli. Çünkü bu sadece sanat eğitimi değil karakter gelişimi açısından da kıymetli. Müzik sabır ve dikkat istiyor, çocuklarımızda hem bu ikisini hem de ritim duygusunu geliştiriyor" diyor.
KATILIM ÖNEMLİ
Bütün bu faaliyetlerde sosyal bir boyut var ama bununla yetinilmemiş, çocukların sosyal katılımını geliştirmek için öğrenci meclisleri teşkil edilmiş. İstanbul'da halihazırda 115 bin sınıf var. Bu sınıflardan ikişer temsilci seçilerek geniş bir katılım sağlanıyor. Onlar da kendi temsilcilerini seçerek önce okul meclislerinde, sonra da ilçe ve nihayet il meclislerinde toplanıyorlar. Bu meclislerde öğrenci sayısı her zaman çoğunlukta oluyor ve çocuklar kendilerini ilgilendiren meselelerde söz sahibi olarak karar alma süreçlerinde etkin bir rol oynuyorlar.
Bu projenin maksadının ne olduğunu soruyorum Vali beye. Şöyle cevap veriyor: "Bu uygulama, çocukların özgüven kazanması açısından çok önemli. Çocuk konuşmayı, itiraz etmeyi, teklif sunmayı, "hayır" diyebilmeyi, sorumluluk almayı öğreniyor. Vatan, bayrak, çevre, merhamet ve vicdan gibi değerler de soyut kavramlar olmaktan çıkıp yaşanan tecrübelere dönüşüyor."

YALNIZ DEĞİLSİNİZ
İstanbul çok büyük bir şehir ve İstanbul için yapılan her şeyin büyük olması gerekiyor. İstanbul'a hizmet sofistike bir anlayış ve gelişmiş kurumlar sayesinde mümkün oluyor. Bu çerçevede İstanbul Çocukları Vakfı merkezi bir adım öne çıkmış. 27 yıllık geçmişi olan vakıf, son dönemde daha kurumsal bir yapıya kavuşturulmuş. Kamu yararı statüsü alınmış, güçlü bir mütevelli heyeti oluşturulmuş. Vakıf sayesinde vermediği bazı sosyal destekler daha hızlı ve etkili şekilde yapılabiliyor.
Vali beyin ifadeleriyle kısaca özetlemek gerekirse: "Bütün bu projelerin ortak noktası şu: Hiçbir çocuk tek bir kategoriye sıkıştırılmıyor. Zeki çocuk ayrı takip ediliyor, dezavantajlı çocuk ayrı, yetim çocuk ayrı, spora yatkın çocuk ayrı, kitapla bağ kuran çocuk ayrı, müzikle gelişecek çocuk ayrı. Biri diğerinin alternatifi yapılmıyor." Elbette bu çalışmaların sonuçlarını bütünüyle görmek için zamana ihtiyaç var. Vali bey 'suç oranındaki azalma, devamsızlıktaki düşüş, akademik başarıdaki artış, bağımlılıktan korunma gibi göstergelerin birkaç yıl içinde daha net ölçülebileceğini fakat bugünden görülen bir husus olduğunu söylüyor: "Çocuk kitapla, sporla, müzikle, sorumlulukla ve destekle buluştuğunda değişiyor."
"Bir çocuk kitap okuyorsa muhakeme yeteneği gelişir. Spor yapıyorsa bedeniyle birlikte iradesi de güçlenir. Enstrüman çalıyorsa sabrı artar. Mecliste konuşuyorsa özgüveni büyür. Karnı tok, ödevi yapılmış, yanında bir yetişkin olduğunu bilen çocuk hayata daha sağlam tutunur."
"İstanbul gibi devasa bir şehirde çocuklara sahip çıkmak kolay değil. Fakat mesele tam da burada başlıyor. İstanbul'da yapılan şey, sadece sosyal yardım ya da eğitim faaliyeti değildir. Bu, şehrin geleceğine dair bir sahiplenme iradesidir. Bugün İstanbul, o çocuklara şunu söylüyor: Sen bu şehirde yalnız değilsin."

DEZAVANTAJLI ÇOCUKLARA SOSYAL DESTEK
İstanbul'daki çalışmaların en dikkat çekici boyutlarından biri de dezavantajlı çocuklara yönelik destekler. Bu kapsamda 253 ödev evi açılmış. Yeni bina yapılmamış, yeni yer kiralanmamış. Kamuya ait camiler, gençlik merkezleri, okullar ve uygun mekânlar değerlendirilmiş. Mahalle ölçeğinde, çocuğun yürüyerek ulaşabileceği alanlarda ders çalışabileceği, ödevini yapabileceği, bilgisayara ve çıktıya erişebileceği güvenli ortamlar oluşturulmuş. Çünkü her çocuğun evinde ders çalışabileceği uygun bir masa yok. Her annenin-babanın eğitim seviyesi çocuğun ödevine destek olmaya yetmeyebilir. Bazı ailelerde anne-baba çalışıyor olabilir. Bazı evlerde ilgi eksikliği yaşanabilir. Ödev evleri tam da bu boşluğu dolduruyor.
Bir başka uygulama da ihtiyaç sahibi çocuklara okul kantininde geçerli olmak üzere 'kantinkart' verilmesi... Kartlara 2 bin lira yükleniyor. Bu para nakit olarak kullanılamıyor, okul dışında harcanamıyor. Şehit ve gazi yakınları, yetim çocuklar, koruyucu aile yanında kalan çocuklar, engelli çocuklar, engelli yetişkinlerin çocukları, babası cezaevinde olanlar, anne-babası ayrılmış çocuklar, Roman çocuklar ve meslek lisesi öğrencileri öncelikli gruplar arasında. Şu ana kadar 42 bin çocuğa kantin kart verilmiş. Hedef, ihtiyaç sahibi çocuklara ulaşma halkasını genişletmek. Bu sayının 100 bine kadar çıkması imkan dahilinde görülüyor. Yetim çocuklar için ayrıca kira desteği uygulanıyor. Buradaki ölçü net: İhtiyaç sahibi mi, kiracı mı, yetim mi? Bu üç şartı taşıyanların tamamına destek sağlanıyor.
BAŞARI ÖDÜLLENDİRİLİYOR
Bir başka hassas başlık ise başarılı öğrenciler. Davut Gül'ün de ifade ettiği gibi üstün başarılı çocuklar ihmal edilebiliyor. Oysa onlar da ayrıca desteklenmesi gereken bir gruptur. İstanbul'da son üç yıldır LGS'de tam puan alan bütün öğrencilere, ekonomik durumuna bakılmaksızın burs veriliyor. Bugün 1400'ün üzerinde öğrenci bu destekten yararlanıyor. Üniversite sınavında ilk bine giren öğrencilere de burs veriliyor. Bu alanda da yüzlerce öğrenci destekleniyor. Anadolu'dan İstanbul'a gelen öğrenciler için ulaşım desteği de düşünülmüş. Böylece başarı yalnız bırakılmıyor.