Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Televizyon dizileriyle gündeme gelen ve tartışılan Osmanlı dönemindeki gündelik yaşam, tarihçi Hilal İnalcık'ın Has-bağçede 'ayş u Tarab adlı kitabında, en ince ayrıntılarına kadar anlatılıyor. Bu kitaba göre haram olan şarabı içmek, Osmanlı'da doğal karşılanıyor

Rahmetli babam Osmanlı döneminde doğmuş bir kişiydi. Televizyon dönemini de yaşamak bahtsızlığına uğradıktan sonra vefat etti. Televizyonda tarihi dizileri, filmleri gördüğünde derin bir "Fesuphanallah," çeker, "Fes takmanın adabı vardı; gençlerin, durmuş oturmuşların, külhanbeylerin fesleri farklıydı ama bu filmlerdeki gibi, kafasına oturak geçirmiş gibi dolaşan yoktu. Fes kullanmış kişiler hâlâ hayatta; bir bilenine sorsalar ya," diye hayıflanırdı. Heyhat, fes takan kuşak da ortadan kalktı, bizlerse fesin gerçekte böyle kullanılmadığını bilmeden, doğrusunu öğrenmeden geldik, gidiyoruz. Bilenler azalırken, bilmeyen ama biliyormuş gibi ahkam kesenler giderek çoğalıyor. Hatta öyle ki, tarihi bir dizide padişaha içki içirdiler diye o her şeyi bilen kesim ayaklanıveriyor, "Bu rezalet, yapılan ecdadımıza hakarettir," diye dizinin yayından kaldırılması için kolları sıvıyor, RTÜK de tarihe mal olmuş bir şahsiyetin mahremiyeti konusunda gerekli hassasiyet gösterilmediği gerekçesiyle uyarı cezası bile veriyor. Tarih esnek bir konu. Herkes onu kendi işine geldiği yanından tutuyor. Objektif, bilimsellikten uzaklaşmadan tarihe bakabilen uzmanların sayısı ise pek az. Benim için yaşayan tarihçilerimizin piri Halil İnalcık'tır. Dünya âlem onun bilimsel otoritesi önünde saygıyla eğilir. Halil İnalcık'ın İş Bankası Yayınları'ndan çıkan Has-bağçede 'ayş u Tarab başlıklı eserini aldım. 'Ayş u tarab', yeme, içme, eğlence anlamına geliyormuş.

HAS BAHÇEDEKİ HOŞ VAKİTLER
İnalcık ağır Osmanlıca beyitlere, metinlerden alıntılara bolca yer verdiği, günümüz kuşakları için sindirilmesi çok zor eserinde padişahların has bahçede geçirdikleri hoş vakitleri, bu geleneğin İslam öncesi İran imparatorluğundan Emevi, Abbasi ve Timur saraylarına kadar uzanan köklü geleneğini, dönemin kaynaklarından alıntılarla anlatıyor. Bunca yıl, Osmanlı'da içkiyi gayri Müslimlerin içtiğine, Müslümanlar arasında ise ayaktakımının alkol kullandığına şartlandırılmış biri olarak, İnalcık'ın ortaya koyduğu belgeler bütün bakış açımı değiştirdi. Kitap aynı zamanda saray ortamı içinde şairleri, büyük kişileri fıkraları ve hoş sohbetleriyle eğlendiren 'nedim'leri, çalgı çalıp şarkı söyleyen 'mutrib'leri de kapsamına alıyor. Bu hafta eserden yeme içme sayfamızı ilgilendiren bazı bölümleri size özetlemek istiyorum. İran'da 1082'de Keykavus tarafından kaleme alınmış Kabusname, bir adabı muaşeret kitabı. Burada centilmenlere davranış biçimleri, etiket ve protokol kurallarının yer aldığı, 'işret meclisi' yani içki meclisi adabını anlatan en eski kaynak. Keykavus'a göre, aslında şarap içmek, dine aykırı ve halk iyi görmez; ama gençler, şarap içmekten kendilerini alamaz. Yazar din yasağına rağmen şarap içmeyi kaçınılmaz bir gelenek olarak savunuyor.

ŞARABI HALK UYKUYA ÇEKİLİRKEN İÇ
Şarap içme adabı da şöyle açıklanıyor: Dostlarla bir mecliste şarap içersen, körkütük sarhoş olma; sarhoşluk deliliktir. Sabahleyin içme; şarabı, halk uykuya çekilince iç. Özellikle cuma gecesi içme; hem din hem sağlık bakımlarından uygun değildir. Dostlarla şarap meclisinde buluşunca, şarabı bol getir. Çerezi ortaya dök, güzel sesli çalgıcılar hazır olsun, çünkü çalgıcısız şarap sohbetinin safası olmaz. Şarabın iyisini koy. Mademki günaha giriyorsun, bari eyisi yüzünden günaha gir. Şarap sohbetinde mest u harab (çok sarhoş) oluncaya kadar oturma, çok gevezelik etme, çalgıyı şehvetle dinleme... Türkler arasında içkiye düşkünlük üzerine Fatih döneminde bir göz tanığı, Yeniçeri Mihail Konstantinoviç'in şöyle yazdığını belirtiyor İnalcık: "Saray mensupları, hizmet erbabı ve bazı beyler şarap içmektedirler, fakat savaşa gittiklerinde genel olarak hiç kimse şarap içmez!" 15. yüzyılın sonlarında yaşamış Revani, İşretname adlı eserini Sultan I. Selim'e sunmuş, yaşamını sarayda, Kanuni döneminde de sürmüş bir kişi. İşretname'nin girişinde, şarabın dört özelliğini öne çıkarıyor: "Gönülde komaz ızdırabı, hatırı hoş eder, insanı konuşkan yapar, insan yüzüne renk verir. Şarabın yalnız üç vasfı insana layıktır. İnsan fazla içmeye başlarsa, akla hafiflik verir; insanı divane eder; gözler döner, insan kendine hakim olamaz, arslan olur, şuna buna saldırır; sonra uyuklama gelir, yatub hınzır gibi horlar." 1541-1600 yılları arasında yaşamış Mustafa Ali, koruyucusu II. Murad ve devlet adamları için eğitici nitelikte Kava'idü'l Mecalis adlı eserinin 'meclis-i işret adabı' başlıklı bölümde ilginç öğütler veriyor: Saraylarda halvet-i has veya meclis-i has, harem gibi davetlilerin izinsiz giremeyecekleri özel bir yerdir. Toplantıya kimlerin davet edileceğini Enderun ağalarından görevli mir-i meclis tayin eder. Davet edilenin toplantıda kibar bir dille konuşması önemlidir. Mutaassıp hocalar da meclise yakışmaz. Ziyafet yemekleri için de şunları yazıyor Ali: "Ziyafette sunulan 'istakoç', teke ve midye çeşitleri, nefis yiyeceklerdir. Şarap meclisinde fazla içerek kendinden geçip kötü laflar etmek, kusmak yahut susup oturmak çoğu kez 'ayin-i meclis ne idüğünü bilmezler'in kötü halleridir. Bu görgüsüzlükler zurefa (centilmen) sınıfına yakışmaz. Bade (içki) sohbetlerinde börekler ve galiz yağlu yemekler cayiz değildür. Şarapla beraber giden yiyecekler, yarı pişmiş kebaplar, ekşilü çorba, kavurma ve köfteler, özellikle balık çeşidi, istiridye tercih edilen yiyeceklerdir. Ziyafet sofrasında elli kadar fındık fıstık çeşidi, kavrulmuş badem, balık yumurtası, havyar ve pastırma dolu olmalı, sofra çeşitli mevsim meyveleriyle, çiçek, vazolar ve gül yaprakları ile bezenmelidir. Zevk sahibi ev sahiplerinin şan u şöhreti, bu gibi nefis şeylerin tedarikini gerektirir." Ali, keyif veren maddeler için şöyle yazıyor: "Keyif için içilen otlar, beng, esrar, berş, meres ve afyondur. Tiryakilik bağımlılık yapar. Şarabı ve otları içmekte bağımlılık yapmaması için az almalı. Kahveye gelince, uykuyu ve şehveti giderir, çok içilirse idrarı artırır, tiryakiler kahveye meyl etmede naçar olur. Hepsinden iyisi şaraptır. Rindlere göre şarap vücudun gücünü artırır. Ayyaşlar onu da ölçülü içmeli; fazla içenler sarhoşluk halinde uyuklar, sayıklar, bir tarafa yıkılır, başkalarına yük olurlar." Hizmetkarlar hakkında da ilginç ayrıntılar var Ali'de: "Devlet ricalinin evlerinde güzel cariye ve içoğlanları, cinsel ilişki için tutulmaktadır. Onlar efendilerinden başkasının yüzüne bakmamalıdır. Padişahın nedimelerinden biri bu kuralı gözetmediği için gözden düşmüştür. İçoğlanı şerbet ve kahve sunarken 'diz çöküp domalıp' başka anlamlara gelecek durumlara kalkışmamalı."

MEYHANEYE İKİ ZÜMRE GİDER
Ali, yalnız saray meclislerine değil, halkın toplandığı meyhanelere de değinmiş. Ali'ye göre meyhaneye iki zümre gider. Birincisi gençler, zamparalar ve muhabbet dostlarıdır. İkincisi gece ve gündüz içkiyle ömrünü meyhanede geçiren takımıdır. Bunların kanunları: "Cuma gecelerini kadınla, cumartesi gününü gençlerle, cuma akşamını oğlanlar ve sakalı çıkmamış gençlerle geçirmektir. Bu gibiler, cuma günü namazdan hemen sonra meyhaneye giderler." İnalcık'ın 2010'da yayımlanan eseri, Osmanlı'da yemek ve içki kültürüyle ilgili birçok ezberi bozan, çok önemli bir kaynak; keşke daha önce yayımlanmış olsaydı. Birbirinden özgün minyatürlerle desteklenmiş bu muhteşem eser, kafamda yerine oturmamış birçok şehir efsanesini noktaladı. Bir dileğim de ilerideki baskılarda eserdeki orijinal metinlerin günümüz Türkçesi ile karşılıklarına da yer verilmesi. Bugünkü kuşakların 500 yıl öncesinin beyitlerini anlamaları mümkün değil.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN