Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Tam ortasındayım yolun, koşunun" diyor MFÖ.
Ne güzel ne anlamlı bir şarkıdır bu.
Bir olgunluk şarkısı. İçimizle dışarısı arasında uzlaşma, bir barışma arayışı.
"Nasıl da paylaşıyor insan isterse Nasıl da birmiş meğer hasretler..."

***

Neyi paylaşamıyoruz, orası meçhul.
Şahane bir ülkemiz var. Büyük bir imparatorluğun torunlarıyız. Her ırktan her dilden her dinden insanımızla çiçek bahçesi gibiyiz. İslam bilgeliğinin çağıldadığı topraklara sahibiz. Doğu kadar Batıyı da belirlemişiz. Ayaklarımızın altında dünyayı sarsan hazineler, üstümüzde cengâver bir ruhun yıldızı.
Osmanlıyı dağıtan fırtınaya direnen bir halk ve hatasıyla sevabıyla kurulan bir cumhuriyet. Problemlerimiz var ama o cumhuriyetin çocuklarıyız hepimiz.
Yanlışlarla yüzleşmek, fikirle tashih edip yükselmek istiyoruz.
Artık bir mutabakat sağlamanın zamanı gelmedi mi?
Kuruluş esnasındaki fevri şeylerin cılkı çıkmadı mı? Nedir yani kılık kıyafet devrimi? Nedir koca bir dili sakıncalı ilan etmek? Hadi ettik, bir de üstüne kelime yasaklamak hangi dağınık zihnin aşırı fantezisidir? Bunlar, hadi şöyle diyelim, raf ömrünü tamamlamış dokunaklı ve de siyah-beyaz yanılgılarımız...
Fakat tabii hayat her türlü zorlamayı darmaduman ediyor. O da var. "Mesela örneğin" diye konuşanlar, 'tilcik' diye şey edenler artık bir komedi filmine bile konu edilmeye değmez pejmürde durumlar.
Yani kavganın gereği yok.
100 yıl geçti dile kolay. Çaremiz de yok, öyle eğitildik. Münhasıran Öz Türkçenin -abartılar hariç- dile oturanlarını benimsedik. Mamafih Osmanlı Türkçesinin birikimi bir bilgi pınarı olarak önümüzde! Kaç bin yıldır kurduğumuz şehirlerde ballanmış lisanımızın hayatımıza mânâ katan kökleri sarıyor gövdemizi. Böyle böyle bütün dağınıklıklarımızı toplayarak, yeni çoğul bir lisanla yeniden doğuyoruz. Ne güzel!
Medeniyetimizin irfan nehirlerinde yıkana yıkana elmasa dönüşmüş kelimelerine düşman olmak derseniz...
İşte o zaman insanın aklına ister istemez:
Koskoca tarihi, medeniyeti, kültürü unutturmak isteyen kaba körlük gelir. Oysa tıp ilerlemiş ve çağımızda bu körlük tedavi edilebilir bir düzeye inmiştir.

***

"Evet belki eğri belki doğru... Amma sen ey fikir kuşu, bırak bu eski huyunu... İstiğrak (mânevi sarhoşluk) göklerine doğru daha fazla kanat açmadan geri dön... Hem çabuk dön ve söz verdiğin gibi yalnız İstanbul'un mavi yaşmaklı semâsında, yeşil ferâceli dağlarında, köpük köpük dalgalarında, çınarlarında, kubbelerinde, minarelerinde uç... İstersen evlerine, izbelerine, çarşı pazar, kahve ve meyhanelerine gir...
Şayet bu hava dar gelir de kanatların uyuşursa uçma adaleleri körleşmesin diye kafeslerinden kovalanan ev güvercinleri gibi seni gene bir boy âzat ederim. Lâkin ileri gitmekten her zaman kork.
Zira insan oğluna mânâdan söz açmak kışı yaza çevirmekten de zordur.
Çünkü mânâ düğümü, bir yürek yanığı, bir derinden taşan iman, bir yatışmaz vecd olmadan çözülemez vesselam..." 1950'lerin ilim irfan ehli, bir İstanbul aşığı Sâmiha Ayverdi Hanımefendi 'İstanbul Geceleri' adlı kitabında işte böyle sesleniyor: Yürek yanığıyla, vecd ile coşku ile geri dön ey fikir kuşu, mânâ kat hayatımıza!
Türkçe böyle de konuşulabiliyor...

***

Ne diyordum?
"Tam ortasındayım hayatın" diyordum.
Sözler Mazhar'a aittir. Ki o bir ozan.
"Tam ortasındayım yağmurun karın soğuğun, ortasındayım Nasıl da paylaşıyor insan isterse Nasıl da birmiş meğer hasretler..." Hasretlerimiz bir, onu diyordum...
Nasılda mecburmuşuz sabretmeye sevmeye öğrenmeye Tam ortasındayım yolun koşunun ortasındayım.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA