Türkiye'nin en iyi haber sitesi
CEM SANCAR

Kendini bilen haddini bilir

'Kendini bilen rabbini bilir' hadisinden havalanarak düşünüyoruz, düşünürüz… Ki bu söz antik dönem tapınaklarının alnında da yazılıydı: Kendini bil, kendini tanı!
Anlıyoruz ki söz konusu hikmet insan yeryüzünde iki ayakla yürüdüğünden beri tekrarlanıp durmakta. Ta son peygamberin dilinde aşkla ballanana kadar…
Kur'an kitabından aldığımız habere göre insanlığa 124 bin peygamber gönderildiğini düşünürsek, aynı hikmetlerin farklı coğrafyalarda, başka iklimlerde, başka dillerde söylendiğini de kestirebiliriz.
Kendini bilmek, işe kendinden başlamak…
Hatta sıkı heccavlar hicivlerinde idrak sahiplerini ikaz etmişlerdir. "Kendi bil kendini, bilmez isen kendini patlatırlar enseni!"
Enseyi patlatmamak isteyenlerin müracaat ettikleri kaynak, seküler batıda felsefe ve psikolojidir, ki eksiktir. Bizde ise İslam irfanı da denen mahrem tasavvuf bilgisidir, ki mükemmeldir.
Kişinin kendine yolculuğunun durakları, otobüs saatleri, köprü trafiği, deryalarda boğulmadan hangi vapurlara binileceği, yani pusulası, yol haritası mutasavvıfların eserlerinde gizlidir. Medeniyetin büyük bilgeleri bu sırrı fısıldayıp durmuş, o bilgelerin sesi kesildiğindeyse imparatorluklar küt diye duvara vurmuştur. İşte tam da o zaman "beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın!" hadisesi vuku bulmuştur…
İlla ki ilim, bilim, kültür, fikir dediğimiz şey kendi karşıtını da bağrında yeşerterek var olmuş, Kadızadeliler, Ebussuud Efendi benzeri küpüne zararlı keskin sirkeler daima olmuştur.
Fakat zaman yürümüş -çok şükür- rüzgâr esmiş, toprak savrulmuş, haddini hududunu, kim olduğunu, nereden geldiğini hatırlayan entelektüeller evliyanın önünde ceketlerini iliklemişler, saygıda kusur etmemeyi öğrenmişlerdir…

***

'Soğuk savaş' tipinde kalan entelektüellerin durumu derseniz, netamelidir. Kabarmış hindi misali üstten bakan, büzük dudaklı, gözlerinden öfke ve aşağılama saçan aydın tipinin yaldızı dökülmüştür. Dikiş yerleri pırtlamıştır, pırtlar…
Şu sıra orada burada rast geldiğimiz böğürtülü TV profilleri, atarlı köşebentler, trolleşmiş şair takımı, menfaat memurluğunda masa sahibi taallukat ve holding tarikatları emin olun son zamanlarını yaşıyor. Halkı küçümseyen özet bilgi aristokratları, muhabbete ketçap sıkan geçergenler yakındır, Bitkinler Müzesi kontenjan listesindedirler...
Denizlerimizden fışkıran enerji, küllerini savuran bir ülke, dünyaya konuşan bir devlet, hata ve eksiklerimize rağmen külliyen değişim ve yenilenmeye açılıyor. Bu açılıma yakışan bir kültürel atılım ondandır, avuçlarımızı yakıyor.
Has kaynaklarımızı yeni Türkçemize, yeni kuşaklara kazandıran tercüme furyası, edebiyat sanat estetik alanında parlayan genç dimağlar ve her daim genç kalan erdem karıncaları kendi mazbut köşelerinde tıkır tıkır çalışıyor… Onların estirdiği fikriyatın latif kokularına göğsümüzü açıyoruz.

***

Haddimizi bilmek Allah'ın karşısında aczimizi bilmek, burası tamam. Ama ikincisi dobra olmak, açık konuşmak. Nezaketi, laf dolandırıcılığına çevirmemek. Eleştiri ahlakını benimsemek. Lafı edeple, zarafetle ama en saf, en sade haliyle söyleyebilmek.
Gizli bilgilerin medarı iftiharı Şems-i Tebrizi'yi nükteli yorumlarsak:
"Onlar nifak yollu konuşmaktan, ikiyüzlülükten hoşlanır. Doğru sözden ise sıkılırlar. Birine desem ki: 'Sen neymişsin be abi!' Körler sağırlar birbirini ağırlar hesabı, bize iltifatlarda bulunur. Ne var ki böyle hokkabazlıklara gerek yoktur… Kişinin bilgi pınarı kendi iç dünyasından coşmalı, iç dünyasının tecrübeleriyle yoğrulup hazmedilmeli. Sadece aktarılmak için ezberlenen bilgi boş bilgidir."
Mevzuyu finalde şuraya bağlamak isterim: Kendini bilen, rabbini de haddini de bilir…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA